TİYATROYA CAN VERMEKTEN
TİYATRONUN RANTINI YEMEYE…
M.Sadık Aslankara
(06.11.2025 YAZISIDIR.)
6 Kasım 1982’den 6 Kasım 2025’e, kırk üç yılı arkada bırakıyoruz artık, zaman ilk yarım yüzyıla doğru hızlanıyor böylelikle, o günden yani Denizli Tiyatrosu’nun (DE-Tİ) perde açtığı ilk günden bu yana.
Denizli Tiyatrosu’nu saltık anlamda hiçbir zaman kendime mal etmedim. Reji koltuğu bir ölçüde hüküm kurma yeridir herkesin bildiği üzere, bu ayrı ama ben kuruluşundan başlayıp hiçbir zaman kendi adımla anmadım DE-Tİ’yi. Hep topluluğu M.Volkan Beşek’le birlikte kurduğumuzu, tersine o olmasaydı, topluluğun böylesi büyük bir adım atmaya belki de nefesinin yetmeyeceğini yazdım, anlattım, paylaştım. Bu arada her zaman değil belki ama Mehmet Acar’ın adını da ikimizin arasına ekleyip DE-Tİ’nin kuruluşundaki ilk harcını anımsatmayı sürdürdüm dünden bugüne.
Kolay değildi 12 Eylülün hemen ardından, üzerinde hâlâ üniforma gezinmeyi sürdürürken o bildik general, hem de bir taşra kentinde, hem de özel bir tiyatro kurmaya girişmek. Akıl alacak iş değildi ama başarıldı yine de. Kaldı ki DE-Tİ, taşıdığı tiyatral iddialar hatta yansıttığı öncülükler nedeniyle Türk tiyatrosunda hep göz önünde tutulan bir topluluk olmuştu zaten.
Gösterdiği başarılar nedeniyle Kültür Bakanlığınca ödüllendirilen Denizli Tiyatrosu’nun (1982-1992), zaman zaman Denizli’de sanata ilgi duyan, sanat yapan ya da yapmaya çalışan kimilerince konu edildiğini, adım geçtiği için Google’ın bunu bana duyurması nedeniyle kentte DE-Tİ’nin yansımalarından haberdar oluyorum böylelikle.
Uzun yıllardır Denizli’den uzağım, aile bağlarım dışında kentle neredeyse hiçbir ilişkimin kalmadığını da söyleyebilirim pekâlâ. Son olarak DE-Tİ’nin başlatıp altıncı yılında bu geleneği kentin temsilcisi anlamında Denizli Belediyesine devrettiği Amatör Tiyatrolar Şenliği’nin yirmi beşinci yıldönümü için 2010 yılında çağrı üzerine kente gelmiş, etkinliklere katılmıştım.
Söz konusu yıldönümü kutlamasında beni de konuşmam için sahneye çıkarmışlar, bir de anmalık sunmuşlardı. Şunlar yazılıydı bu anmalık üzerinde:
“Sayın; M.Sadık Aslankara / 25 yıl önce ilk adımı atarak ‘Denizli’de Tiyatro Var’ dediniz. Çeyrek asırdır yurt dışından ve ülkemizin dört bir köşesinden konuklarımız SANAT için TİYATRO için Denizli’de buluşuyor. / Denizli Belediyesi Uluslar arası Amatör Tiyatrolar festivali’nin 25.yılında katkı ve desteğinizden dolayı teşekkür ediyor saygı ve sevgilerimi sunuyorum. / Nihat Zeybekçi / Belediye Başkanı”
Şu yakınlarda Murat Ergür telefon açıp da, katıldığı, kendisinin de rol aldığı Tiyatrokare’nin Nedim Saban rejisiyle yıllardır sergilediği Ahudu adlı cerbezeli oyununu izlememi isteyince, birkaç dakika da olsa doğal olarak yine o yılları, DE-Tİ’nin salt Denizli’de değil bütün Türkiye’de âdeta fırtınalar estirdiği dönemi konuşma fırsatı doğdu. Gerek Denizli Tiyatrosu’nun 1980’lerdeki Murat’ını gerekse Murat’ın İstanbul’da on yıllar sonra izlediğim oyunculuğunu haftaya ayrıca yazacağım.
Bu yazımda bir başka konuya değinip göz önüne alınır alınmaz bilemem ama gerek kendi adımıza gerekse kentlilerimle onların yönetim birimi olarak belediye adına dikkatli olunması gereken olası kimi art niyetler konusunda hepimiz için uyarıda bulunmak istiyorum.
Ne var ki aşağıda söylediklerimi Murat Ergür’ün ardı sıra dillendirmiş olduğumdan, bunların ondan çıktığı, kaynağının o olduğu gibisinden bir düşünceye gidilmesini istemem asla. Nitekim Murat’ın bunlardan haberi olmadığı gibi bu konuda kendisiyle tek satır konuşmuş da değilim.
Volkan, ben, Mehmet Acar, çok içten bir yürekle, ellerimizi taşın altına koyup kentimiz için çok etkili bir sanat-kültür deneyiminin kurucuları olduk. Hepimizin de maddi-manevi büyük katkısı söz konusuydu DE-Tİ’ye. Elbet kentlilerimiz de Belediye de duyarsız kalmamıştı sonraki yıllarda. Yakın çevremizde yer alan kimi dostlarımızsa olağanüstü katkılarıyla, hep sürdürdükleri destekleriyle bu oluşumun en temiz, içten paydaşları oldu hep.
Bu arada farklı tarihlerde, dönemlerde DE-Tİ’ye katılarak oyunlarımızda rol alan ya da farklı etkinliklerimizde bir işin ucundan tutan gençleri de unutmamam gerekiyor. Bu arkadaşlarımız da geçmişten bugüne Denizli Tiyatrosu’nu sahiplenmeyi hep sürdürdüler.
Bu genç arkadaşlarımız değilse bile onlarla kaynaşmış ya da birlikte görünen kimilerinin Volkan’dan, benden, adlarımızdan söz ederek kendilerine, girip çıktıkları çevrelerde DE-Tİ’nin birer emekçisi, sanata omuz vermiş gönüllüleri bağlamında tanıttıklarını duydum. Geçmişte DE-Tİ’yle ilişkisi olmuş ya da bir biçimde toplulukla sıcak ilişkiler kurup kimi arkadaşlıklar edinmiş bu gençlerin böyle söyleyerek Denizli’de özellikle belediye nezdinde bir yer edinmeye, kent genelinde sanat-kültür planında kendilerine alan açmaya çabaladıkları gibisinden fısıltılar da geldi bu arada kulağıma.
Düşünün ki ta İstanbul’da duyuyorum bunları. Hatta öyle ki, kimi siyasal kılıflar geçirmeye çalışıp kendilerine rant devşirmeye çalışanların bile bulunduğu geldi bir fısıltıyla.
Tiyatro için can vermiş, kan vermiş Volkan da Sadık da bir diğerkâmlık örneği olarak DE-Tİ’yi sırtlarında taşıyıp bundan hiçbir zaman herhangi rant devşirmeyi düşünmemiş, böyle bir davranış sergilememişken yolunu şaşırmış kimileri Anadolu’nun bu öncü tiyatro hareketinden kalkarak çeşitli yollardan kendilerine bir çıkar elde etmeyi umabilir.
Bunu, yalnız kendimi, Volkan Beşek’i, Mehmet Acar’ı değil, her daim bizimle birlikte kol kola DE-Tİ’ye yürekten destek veren herkes için ama bize yol arkadaşlığı yapan dostlarımız için söylüyorum özellikle. DE-Tİ’nin yandaşıymış gibi görünen böylesi düzenbazlar olabilir, aman dikkat!