Bir Kabare Tiyatrosunu On Yıl Yaşatabilmek

BİR KABARE TİYATROSUNU ON YIL YAŞATABİLMEK

M.Sadık Aslankara

Türk tiyatrosunun tüm tarihi içinde on yıl aralıksız olarak perde açabilmiş topluluk sayısının yüzü aşacağını, yüzü aşmasını bir yana bırakalım, yüzü bulacağını bile sanmıyorum kendi payıma.

O halde on yıl sürekli perde açabilmiş olmak, üzerinde durulması gereken ciddi bir verimlilik örneği demek ki…

Bu nedenle tiyatro sanatı ile bu sanata gönlünü vermiş bu “mucize insanlar” arasında yaşanan duyarlı ilişki karmaşası üzerinde ne kadar durulsa yeridir. Çünkü tiyatro oyuncusunun tiyatro sanatına karşı aşkı, bir karşılıksız aşk bağlamında alınabilir pekâlâ. Haa, karşılık verdiği hiç mi olmaz tiyatronun? Olur olmaya da, bu da buza yazılmış yazı gibidir olsa olsa…

Tiyatroculuğun aslında karşılık beklemeksizin yaşanan aşk olduğunu gözden kaçıranlar, bunu anlamakta, yorumlamakta da o ölçüde güçlük çekerler…

Konu kabare tiyatrosuna geldiğinde işin sınırları biraz daha bulanıyor. Devekuşu Kabare Tiyatrosunu, Çuvaldız’ı, ötekilerini getirelim gözümüzün önüne… Ya da daha başkalarını… Kaç yıl perde açmışlardı dersiniz süreğen olarak? Anımsayan kaç kişi kaldı bunları, o ünlü mü ünlü Zeki Alaysa, Metin Akpınar ikilisinin ürettiği enerjiye karşın? Tür olarak kabare tiyatrosunun kaç yıllık bir geçmişi var ki zaten? Hele de Türkiye’de? O zaman gelin de Haldun Taner’i, onun o keskin öngörüsünü, yolumuzu aydınlatan çabasını anımsamayın şimdi…

Bütün bunları göz önüne aldığımızda Ali Erdoğan’ın sırtındaki Kabare Dev Aynası’nın sürekli perde açarak on yılını tamamlamış olması, yalnız kabare tiyatromuzun tarihi açısından değil, tüm Türk tiyatrosu tarihi açısından da önem taşıyor…

Ama şu da var: Tiyatro severlerin ya da genel olarak sanat izleyicilerinin aynı türde yapılan tiyatro biçiminden, formundan, modelinden hoşlanmasını beklemek safdillik olur. Yanısıra insanların kendi beğendikleri veya hoşlandıkları tiyatro biçemini dayatmaları da o kadar aykırı tutumdur elbette.

Önemli olan tüm sanat alanlarında, bu arada tiyatroda da farklı uygulamaları, yaklaşımları aynı sevecenlikle benimseyip tümüne de yer açabilmek…

İşte Ali Erdoğan yönetimindeki Kabare Dev Aynası topluluğu, bu bağlamda bir yandan Türk tiyatrosu içinde kendine yer açmaya çalışıyor, öte yandan yaptığı tiyatro türünde kendini kanıtlamaya, bunun da ötesinde biçemin sevilip benimsenmesi, yayılması için çabalıyor.

Kabare tiyatrosu yapabilmek göründüğü kadar kolay değil kuşkusuz. Buna yatkın oyun yazarı, oyuncu, müzik yapıcı, dansçı vb. yetişmiş kadro gerektiriyor. Bizim Ali Erdoğan, bunların üstesinden gelmek için de didiniyor diyebiliriz… Onun, kabare tiyatrosuna yatkın oyunculuğu kadar buna eklemlediği yergi, gülmece ve oyun yazarlığıyla şairliğinin üzerinde de durulabilir. Temel dayanağını bu nitelikler oluşturuyor zaten. Öte yandan gerek türdeşlik gösteren oyun sergileyebilmek gerekse kadro oluşturabilmek amacıyla yoğun emek de veriyor uzun süredir.

Sahnede izlediğimiz Ali Erdoğan’a, Kabare Dev Aynası’na, eşlikçilerine biraz da bu gözle bakmalıyız?

Onlar, karşılığını göremeseler de bu sevdanın içten, has yolcuları…

Bize düşen ne peki? Karşılık beklemeksizin tiyatro aşkına düşmüş bu çocukları sevmek… Zaten onları sevmekten, alkışlamaktan başka ne geliyor ki elimizden?