ÖYKÜ KÜRSÜSÜ: Ayşe Nilay Özkan; KIRKIN BAŞI-Öykü

Kırkın Başı

Ayşe Nilay Özkan

Sen de bizim gibi evinde oturup çocuğuna baksana! Sanki paraya ihtiyacınız var!

Nurhan yılgındı. Kocası yeni askere gitmiş, kimin umurunda? Baş etmek zorunda olduğu çok şey vardı ama duyduğu laf, bardağı taşıran son damla olmuştu. Kolunun çıkabileceğini düşünmeden çocuğunu, eşikten hırsla geri çekti. Kapı komşusunun yüzüne bile bakmadan arkasını döndü.

Kucağındaki bebek mızmızlanmaya başlamıştı. Elinden tuttuğu kızıysa olan biteni anlamış olsa gerek, bastı yaygarayı. Gözlerinden öfke saçan Nurhan merdivenden uçarcasına indi, kendini lojmanın önünde buldu. O kadar sinirliydi ki; bir süre doğru düzgün nefes alamadı. Tüm kanı beyninde toplanmıştı. Çocukların canlarının acıdığını fark etmeden onları sıkıp duruyordu. Büyük kızını hangi ara kucağına almıştı, bilemiyordu. Kızların tepkileriyle biraz olsun kendine geldi. O anda midesi bulandı ve bayılacak gibi hissetti.Bahçe duvarına yaslandı. Nefes almaya çalıştı. Başkası olsa ağlardı, ama o başkası değildi; kimse onun ağladığını görmemişti. Görmelerine izin vermemişti.

“Şimdi İstanbul’da olsaydım,”diye düşündü; “Annemin yanında…” Allah’ın unuttuğu bu kasabada ne yapabilirdi ki çalışmaktan başka? İşe gitmesi lazımdı, peki ya çocuklar? İki aylık bebekle üç yaşındaki kızını fabrikaya götüremezdi. Hem patlayıcı atölyesinde ne işi vardı çocukların? İdari binaya gitseler bile sekreterlere mi bırakacaktı onları? Kadınlar zaten çekiniyor, onunla konuşmuyordu bile. Fabrikadaki tek kadın mühendis cezasını çekiyordu işte. Bakıcı, işe gelmiyor komşu, çocuklarına bakmıyor, sekreterler onunla konuşmuyor, yöneticiler onu aralarına almıyordu. İşçilerinin kadın şefleri hakkındaki fikirleri ayrı bir hikâyeydi.

Aslında hayat onu her zaman zorlamıştı. Nurhan buna alışkındı. On iki yaşından beri üç kardeşin ablası, ana yarısından fazlasıydı. Parlak zekâlıydı, kan tutmasa tıp bile okurdu. Fakirlikten, hem çalışıp hem okuyarak bitirebildi üniversiteyi. Mezuniyetten sonra şans bu ya, darbe oluverdi. Menderes darağacına giderken, ona ev dar oldu. Gül gibi mühendis kız işsiz kaldı. Arkadaşlarından kasabadaki bu işi duyduğunda içini umut kapladı. İyi para veriyorlardı. Hem de çok iyi para: Babasının altı nüfuslu aileyi geçindirdiği paranın kaç katı. Hayallere daldı; yeterince para biriktirip annesini yanına alabilirdi. Babasının sinirinden, küfründen, içkisinden ve şiddetinden, annesini bir tek Nurhan kurtarabilirdi.

Nimet, yumurta almak için tek göz evinin bahçesine çıktı. Kümese yürürken yolun karşısındaki sinirli kadını gördü. Kucağındaki bebek meme arandığından, yanındaki kız çocuğuysa sıkıntıdan ağlıyordu, belli. O ara önünü döndüğünde kadının gömleğinden taşmış süt lekesini gördü. Nimet’in içi cız etti. Sarı kabak kafalı bebeğe, anasına acıdı. Tabii diğer çocuğa da. Gözlerini kısıp, kadını baştan aşağı bir iyice süzdü; oğlunun anlattığı ünlü mühendis hanım olduğunu şıp diye anladı. Mühendis, fabrikada oğlunun şefiydi. İlk duyduğunda “Vay,” demişti Nimet; “Vay, başıma küller; bir kadından da baş olur muymuş kırk adama? Vay ki ne vay!” Oğluysa “Anam biz de yabancıladıydık lakin zamanla sevdik. Dik başlı, yüzü hiç gülmez ama birimizin sıkıntısı olsa anında yanımızda biter. Bir de benden duymuş olma da işini mühendis beylerden daha iyi bilir.”O zaman Nimet gözünü belertip pehlemişti oğlunun sözlerine. Darda kaldığı belli mühendis hanıma doğru yürüdü hiç düşünmeden.

Çocukları zapt etmeye çalışırken ne yapacağını düşünen Nurhan, birden yanı başındaki şalvarlı, ak yemenili, koca memeli kadının farkına vardı.

Kadın elini beline koydu. “Hanım, yardım edeyim mi? Karşıdan gördüm. İşçi Fırat’ın anası Nimet’im ben.”. Nurhan burnundan soluyordu, bu da nereden çıkmıştı şimdi? Allah’tan oğlunu severdi. Temiz, titiz çalışır, saygıda kusur etmezdi. Fırat’ın yüzü suyu hürmetine Nimet’i terslemedi Nurhan.

-Sağ ol Nimet Bacı. Çocukların bakıcısı gelmedi. Benim vardiya düdüğünden önce işe gitmem lazım. Çocuklarla kalakaldım böyle…

Kendi söylediğini kendi işiten Nurhan, birden Nimet’e sarılacak gibi oldu, ağlayacaktı neredeyse.

Nurhan’ın dudaklarının titrediğini gören Nimet dizginleri eline aldı:

-Ver şimdi bebeği bana, burada çocukları oyalarken sen önce git evine de gömleğini değiştir. İşteki adamlar utandırmasın.

Nurhan o zaman gömleğine bakmayı akıl etti. Yanakları kıpkırmızı kesildi. Başını sallayıp, bebeği Nimet’e verdi. Bebek de, kız çocuğu da Nimet’i görünce nedendir bilinmez sakinlemişti. Nurhan alelacele evine çıktı,üstünü değiştirip aşağı indi.

-Bak mühendis hanım, şimdi bu çocuklara yazık. Ben bugün çocuklara evde bakayım desem, bana bırakmazsın biliyorum. Beni evine almazsın, onu da biliyorum. İyisi mi seninle fabrikaya geleyim. Ama o siyah arabalardan çağırt. Arabayla götür beni. Hava güzel, fabrikanın bahçesinde bir yerde bakarım seninkilere. Belki sen molalarda kaçıp şu sarı kafayı emzirirsin.

Nurhan’ın gözleri minnetle ve mutlulukla parladı. Çok mahcuptu. Ne diyeceğini, nasıl teşekkür edeceğini bilemiyordu. Kendini sıksa da gözyaşlarına daha fazla hâkim olamadı.

Kategori: Öykü Kürsüsü