ROMAN; İclâl Nur; ‘HALLEY’DE YEDİ KADIN’

HALLEY’DE YEDİ KADIN (#)

İclâl Nur

 

Kış artığı, yaz pörsüğü ama yine de kemik ısıtıcı güneş altında, bir çukurun çevresindeki siyah örtülü kadınlar Ulviye’yi dinliyor. Havadaki hüzün can yakıyor. Sanki herkes, dostları Sofya’yı değil de kendini toprağa veriyor. Böyle bir törenle açılıyor roman. Ellerde üç beş tel papatya, birkaç gelincik, boynu bükük bir sümbül…

Temel direğidir Halley Pansiyon’un Sofya. Kim bilir nerede başlayan yaşamı, bu topraklarda son bulur. Çukurun içinde olmakla dışında olmak, tüm yaşamı sorgulatır romanın tek erkek karakterine. O, acısını bir başına yaşar. Tören sonu, kravatlı ağır takım elbisesiyle pansiyona kadar yürür. Çiçekli şapkasıyla yanı başında yürüyen Sofya’dır sanki. Düştüğü boşlukta içinden geçen…Artık yapayalnız mı kalacağım, hele de annemden sonra…’dır.İkinci kez annesini uğurlamak gibidir Sofya’nın gidişi. Ve geride kalan, onsuz bir uğultu ormanıdır.

Bir avuç insan, kendi bildiği gibi tutar yasını Sofya’nın ardından. Boşluğunu doldurmak kolay değildir onun… Halley, kadın sığınma evi midir, pansiyon mudur, bilir miyiz? Diyelim, kadın sığınma evidir. Peki, erkek karakter nasıl olur da yıllarca onlarla yaşar? Bütün yanıtlar ironik bir dille aydınlanır sayfalarda. Onca kadınla yaşamak zordur erkek için. Ama yine de buraya gelmeden önceki yaşamı, terk edilmişliğiyle kıyas götürmez. Burada değerlidir, öyle hisseder kendini.

Halley’deki kadınlarla yaşamayı öğrenir, ağlayanla ağlar.  Kadınlar bazen öyle acımasız öyle zalim olurlar ki o vakit ne yapacağını şaşırır. Bütün gerçekliği, gün gün değişir, dönüşür. Bulunduğu ortama uyum sağlamak, net olmak zordur.

Roman, kadınlar üzerine kurulu olsa da anlatıcı yaşlı sayılabilecek, muhasebe işini çok iyi beceren bir erkektir. Çevredeki bütün kadınları onun gözünden tanırız. Kendisini de.  Zaman zaman eskiyi deşmeyi ve yine kendisini acıtmayı iyi becerir. En çok da baba-kız hesaplaşmaları, kitap boyu sürecektir. Çoklu sorunları bir başına nasıl çözsün, çözemez elbet!  Küçücük bir ada bulmak olur hayali, oraya kendini hapsetmek. Kaçmak… Umutsuz arayışlarının tanığı oluruz okurken. Bulunur mu öyle bir adacık kolayına? Kitapta mümkün. Birkaç günlüğüne geldiği, ot bitmez yol geçmez yerdeki Halley Pansiyon, son durak mıdır?

Kaç kadın yönetir pansiyonu, aralarındaki bağ nedir? Neden bazen kavga gürültü kopar aralarında…   İşte bütün bunları, tanışmalarından başlayıp bugüne değin anlatır ağır ağır.    Fakat en inanılmazı, bu erkek enkazı yedi kadının, onca yıldan sonra aralarına ilk kez bir erkek alıyor olmasıdır.

Toplantılarına, amfi adını vermiş kadınlar. Sofya’nın önerisiyle her gece yapılan bu toplantılara katılmaya başlar erkek de. Ve işte o zaman anlar ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir.  Bakış açısını genişletmesi gerektiğini kavraması uzun sürmez.  Fazla konuşmamayı ve gereksiz soru sormamayı çoktan öğrenmiştir. Ve yine de düşünür, düşünür.  Onca araştırdığı huzurevi yerine burada olmaktan hoşnuttur. Hem de fazlasıyla. Gün güne onları daha iyi tanır.  Yedi kadın, yedi çok zorlu yaşam. Bize onları anlatmakta zorlanır. Çünkü bu güçlü, korkusuz kadınların ne zaman, ne yapacağını hiç kimse kestiremez.  Hepsinin gözü karadır, inandıkları şeyi ölümüne savunurlar.

Bazen bir hıçkırık tıkar, konuşamaz olur haksızca suçlandığında. Çok zorlanır geceleri. Odasında üflenmiş mum benzeri is altında, o solgun ay ışığında, şeytan der, topla iki parça eşyanı çık git! Peki, gecenin bir yarısı odaya gelen, Bağışla lütfen, bu kadar yaralayacağımı bilemedim seni, diyene ne demeli?

İnsanları tanımak elbette birlikte yaşamakla mümkün. Halley Pansiyon’daki kadınların kimi tepkisel davranır, kimi çok sessiz, yok gibi.  Biri var ki elini ruhuna bastırmış, sesini sadece küçük çocuklara ve hayvanlara saklıyor. Derdi onların sesi olmak, adanmış bir hayat!

Leboşlarsa dışa açık, köyün kadınlarıyla işbirliği içinde yöresel ürünleri değerlendiriyor, sürekli üretiyorlar. Arı gibi çalışkanlar. Bu sayede köylü kadınlara iş alanı açılıyor. Turistlere rehberlik yapılmaz olur mu hiç.

Bazen çok kavgacı ve küstah Leboşlar. Nedeni öyle hüzünlü ki.  Ah! O geçmişleri yok mu? Ne diyorlar, bir kulak versek: En iyi erkek, ölü erkektir! Hayatın bu görünmeyen, görülmek istenmeyen yüzünde acılar derindir. Bir kadın bu lafı edecek ne yaşamıştır, düşünmeli… Bu iki kadın el eledir. Herkes sever onları. Peki, ama neden onlara Leboş denir, okunmalı!

Halley’deki kadınların eğitim ve bilinç seviyesi yüksektir. Sonradan eklemlenen erkek de dâhil.  Ve hepsinin kaderi Ankara’da,  Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi çevresinde kesişir. Kadınlar; yaşadıklarından yola çıkarak erkeğin, hayatın yok edici yanında olduğunu düşünürler. İşte bu yüzdenmiş, hayatı var eden kadınla, hayatı yok eden erkek arasındaki aşılmaz uçurum.

Yazar, diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da aydın olma sorumluluğunu üstlenir. Günümüzde bile söz edilmesi zor konularda, kalemi cesaretle yol alır.

Erkek karakter edilgendir kitap boyu. Kadınları sessizce gözlemler, onları rahatsız edecek bir şey yapmaz. Böyle yaparak, onların arasındaki varlığını sürdürmeyi çok ister. Hepsi, ayrı dünyaların insanıdır. Birbirleri için, hem su damlası gibi şeffaf hem de kopkoyu bir orman gibilermiş. Hangimiz bir başkası için sır küpü değiliz,  ne kadar tanırız birbirimizi?

Hele Ulviye gibi görünmez olmayı tercih etmişsek.  Görünür olmak, gördüğümüz anlamına gelir mi onu? O ki sabah kumruları eşliğinde avluyu, taşlığı süpürür durur her gün.  Elinde çalı süpürge.  Peki, hayatın pisliğini süpürge temizler mi, sormalı Ulviye’ye… Sahi, nerede doğmuştu Ulviye?

İnsanın gizlerini, içine attıklarını sadece kim bilebilir? Geçmişte özlemle gezinir ve sorar yazar. Romandaki yedi kadının öyküsü yaprak yaprak açılır. Bakarsınız en suratsız görünen kadın, en anaç oluvermiş. Kadınların kaderini, yaşadıkları dönemin siyasi iklimi de fazlasıyla etkiler elbette. Herkes, bildik bir rüzgârın önünde savrulur durur kitap boyu.

Hayatlarına tanık olduğu kadınları, bir bir yazmak ister kitaptaki biricik erkek karakter. Ama gerçeklikle bağını koparmaktan çekinerek. Kendi gerçekliği de hep karşısındadır. Karısıyla, kızlarının hatta cümle kadınların kapı önüne koyduğu bir zavallı…

O, kendini böyle göre dursun Halley’in kadınlarından biri ona …erkekliğini toprağa gömmüş, insanlığını açığa çıkarmış tek örneksin, deyiverir. Zaten diğerleri de öyle düşünmese orada, onlarla işi ne? Ateşte sınanıp girmedi mi tanrıçaların arasına… Ah! Bir de Sofya’yı kaybetmenin acısı olmasa…

Evet, herkes geldiği gibi kendi ayak izlerinden döner Halley Pansiyon’a. Sofya’yı o çukurda bırakmışlardır, ne yazık!

Sofya’nın kedi okşamasına benzeyen sesi ulaşır kulağa, ılıcık.

Ah be yavrum, hep güçlülerin borusunu öttürdüğü bir dünya bu! Kuruldu kurulalı yaşadığımız aslında hep vahşet, vahşet dediğin de insan eseri!

İlanihaye böyle gidebilir mi dünya?

( #) Cumhuriyet Kitapları, Mart 2025

(Edebiyat Nöbeti; Temmuz-Ağustos 2025; Sayı 59)