ADAY YAZAR-MAFYATİK YAYINCI…
M.Sadık Aslankara
(28.08.2025 YAZISIDIR)
“Kim bu yazarlar?” diye sormakta kuşkusuz haklıydım. Diplomaların havada uçuştuğu bir dönemde, böylesi soru, sorun, sorunsal dizisinin uç vermek şöyle dursun, kendiliğinden su yüzüne çıkması kaçınılmazdı zaten. Soru yerinde.
Bu doğrultuda “Kim bu yazarlar?” diye konuyu deşerek sorguladığım yazımda yazarlık mesleğine dönük tanım için temelde bir ortak payda anlamında şöyle bir öngörü de getirmiştim görece:
“Hangi düşüncede, inançta olursa olsun yazar, tüm yazma ediminde estetik kaygıyı hep göz önünde bulundururken yazma eylemini insanlığın sesi bağlamında yansıtmaya girişiyor, yazarlık edimini kamusal çıkarla, toplumsal vicdanla örtüştürerek sürdürüyorsa doğru bir yolda demektir.
“Yazarın şeytanlaşmak yerine böylesi bir yalvaçlaşma yoluna girmesi, yazdıklarıyla toplum için ahlak dersine dönüşen vaazlar vermesi, eğitmenlik, öğretmenlik yapması anlamına gelmez hiçbir zaman, bu unutulmamalı.
“Çünkü insanlığın haklarını gözetmek, doğayla bütünlenmek, savaşa, şiddete, eşitsizliğe, cinsiyet ayrımına karşı çıkmak, hangi ırk, dil, din, sınıf vb. katmandan, kesimden gelirse gelsin insanlığın evrensel kardeşliğinden, özgürlükten yana olmak herhangi yazarı pekâlâ yalvaçlaştırabilir.”
Yalın Gündüz’ün “Hayal Sigortacısı” adlı öyküsünden söz edeceğim konuya girerken. Öykü telefon konuşmasından oluşur. Kadın, konuştuğu kişiyi, gördüğü ilandan ötürü aramış bilgilenmek istemiştir, yanıtlayansa hayal sigortacılığı yapan adamdır, “her türlü hayali sigortalayabil(diklerini)” söyler: “Hayalinizi gerçekleştirebilmek için bazı harcamalarda bulunmamız gerekiyor. Şirket olarak kendi idari masraflarımızı ve kâr yüzdemizi bunun üzerine ekleyerek, aylık ödenecek sigorta primlerini hesaplıyoruz.”
Konuşmanın arasında sorar sigortacı: “Örneğin çocukluğunuzdan beri gerçekleşmesini istediğiniz büyük bir hayal?” Kadın, “ünlü bir ressam olma(k)”tan söz edince yapıştırır adam çabucak: “Elimizdeki hayal seçeneklerini belirteyim hemen: ‘Kişisel sergimi açmak istiyorum’, ‘Ülke çapında tanınmış bir ressam olmak istiyorum’, ‘Uluslararası alanda tanınmış bir ressam olmak istiyorum’. … seçiminiz sizin açınızdan sadece sigorta primlerinde bir değişiklik yaratacak.” (Yalın Gündüz; Hayal Sigortacısı, Cumhuriyet Kitapları, 2024)
Yalın, cesaret edememiş, tutan mı var, siz pekâlâ ünlü bir yazar olmak da isteyebilirsiniz. Çünkü paralının düdüğü çalıp öne geçtiği olanaksızlar nedeniyle yeteneklerin heba olduğu bir ülkede cumhuriyeti yıktıkları sonuçta kimsesizlerin kimsesi kalmadığı için ünlü yazar olabilmenin yolu da artık “para”dan geçiyor.
Yeter ki cebinizde paranız olsun, bunun dışında başkaca neye gereksinim duyacaksınız ki? Bastırdınız mı parayı profesör de olursunuz, diplomat, yazar da, banker, gazeteci de.
Nitekim kulağıma gelen haberler, yayıncıların bu piyasa hareketliliğinde kitap ticaretini yavaştan bırakırken yazar ticaretine döndüğü yönünde. Çünkü kitap için sıraya giren adayların, Yalın’ın öyküsündekine benzer biçimde, yeğleyeceği paket seçeneğine göre bunun bedelini ödediklerinde “yazar olarak” kitabı yayımlanmakla kalmadığı gibi, pakette verilen sözler de uygulanıyormuş.
Düşünün, yüksek miktarda bedelini ödeyip yayımlattığınız kitabınızla vitrinleri süslüyorsunuz yazar olarak. Yine duyduğuma göre paket içeriği seçeneklerde ödüllerden magazin dergilerinde çarşaf röportajlara, ilanlardan televizyon kanallarına konukluğa, yurtiçi yurtdışı söyleşilerden imza günlerine, kitabevlerinde yazara ayrılan bölümlere daha pek çok çeşniyle uzanıyormuş.
İş buralara kadar uzanıp da işin içine para girerek mertlik bozulunca yani yazarlık bu hallere düşünce yayıncılık da kimi paragözlerin hücumuyla her sokakta karşımıza çıkan kafe, telefoncu benzeri muteber para kazanma yollarından biri haline gelmiş, hemen her sokakta bir de yayınevi kurulmaya başlanmış. Gerçekten öyle olmalı ki kara paracılar da güzellik salonlarının yanında kara para aklama merkezi bağlamında yayınevlerini de listelerine almışlar bir güzel, böylelikle ciddi para akışı yaşanmaya koyulmuş yayıncılık sektöründe. Demek doğrudan bir mafya örgütlenmesiyle yüz yüze gelinebilirlik olasılığı da artık yazın dünyamızda dillendirilebilirlik sergiliyor apaçık. Öte yandan yapay zekânın alanda zaten giderek daha etkin olacağını biliyoruz, bunun da hesaplamalara katıldığını ekleyelim.
Eski yıllarda yayınevlerine dönük en büyük suçlama, yayıncının yazar teliflerine karşı özensizliği, bu korumayı çiğnemesi, belki fazladan (korsan olarak) kitaplarını basması üzerinden yapılırdı.
Biz dönelim günümüze, gelelim konumuza. Şöyle mi düşüneceğiz bundan böyle? Paketine göre bastır parayı, yayımlat kitabını çık ortaya, sonra da “yazar ol”, “yazarım” de!
Kimi çok değerli yazarın, yolun başında, hatta tüm yaşamları boyunca dosyalarının yayınevlerince geri çevrildiğini düşünürsek, günümüzde kimi yazar adaylarının, kişisel maddi olanakları doğrultusunda kitaplarını kendilerinin yayımlamasını bu ilişkiler ağı dışında görülmesi, onların zaten “yazar” bağlamında alınması gerekeceğinin altını özellikle çizmek isterim bu arada.
Çünkü dönemlerinde dosyaları geri çevrilmiş, ne ki değerleri sonradan ortaya çıkmış bu yazar adaylarının, yaşamdaki yazınsal yolculuklarını yetenek, emek, sebat, liyakat, tutku vb. dayanağında sürdürdükleri, hatta kimilerinin tüm yaşamını âdeta edebiyata dönüştürüp böyle tamamladıkları düşünülebilir. Ayrıca yazınsal ölçütlerden kopmayan, düzeyli bir yazar adayı gördüklerinde hemen kitabını yayımlayıp bunu yazın kamuoyuyla paylaşan yayıncı da az değil elbette.
Böyle bir yayıncıyla yolu kesişmeyen yazar adayının, varsa maddi gücü, maliyeti karşılayıp kitabını kendisinin yayımlamasından daha doğal ne olabilir?
Ama yazınsal yolculuk anlamında hiçbir yetenek, emek, sebat, liyakat, tutku vb. göstermeden herhangi kişinin kitap yayımlaması, onu yazar yapar mı?
Bunu sonraki yazıya bırakalım…