SAYFA YAZISI M.S.Aslankara ÖTEKİLER’DEN BİZ’E, BİZ’DEN BEN’E… x

ÖTEKİLER’DEN BİZ’E, BİZ’DEN BEN’E

M.Sadık Aslankara
(20.06.2024 YAZISIDIR)

 

2006

 

İkinci binin ilk çeyreğinde yayımlananlardan, elime ulaşıp da okuduğum, hatta pek çoğu üzerinde kısa da olsa değerlendirme notları kaleme aldığım öykü kitaplarına topluca bakışımı sürdürüyorum.

Haftalardır devam eden, 1999 yılıyla başlayıp 20024 yılında bitecek bu dizi aracılığıyla gerek cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına gerekse ikinci binin ilk çeyreğine dönük söz konusu sürede yayımlanan bu öykü kitaplarından kalkarak yürüttüğüm çalışma sonucunda ulaştığım kimi saptamalarımı paylaşmayı umuyorum diyebilirim böylece.

Bu, aynı zamanda 1990’larda yaşanan, “öykü patlaması” olarak nitelenen yazın alanı-ortamı olayına dönük ipuçları yakalamanın, söz konusu patlamayla sonrasındaki yirmi beş yıl boyunca yayımlanan öykü kitapları arasında bir biçimde oluştuğu kestirilebilecek akışlar, bağlantılar, ilişkilenişler zincirine dönük yeni düşünceler üretebilmemizin de önünü açacaktır kuşkusuz aynı zamanda.

Şimdi, 2006’ya dönersek, o büyük patlamanın ardından çok zaman geçmiş değildi henüz, ancak bu patlamaya denk, bununla örtüşen artçı patlama ya da püskürme yaşanmaya devam ediyordu, hem de hiç hız kesmeden.

Kimi öykücüler belki bu süreci düz, yatık çizgide, âdeta ölüm sessizliğiyle dıştan seyrettikleri izlenimi bırakabilir, doğaldır bu, ne var ki kimileri sanki yepyeni patlamaya yol açarak, ötesinde yaratarak alanda farklı etkimelerin önünü açıyor, bunu âdeta tetikleyebiliyordu.

Gerçekten de 1990 ortalarından başlayıp 2000’in bu ilk beş yılına dek gelen on yıllık dilimde neredeyse her yıl genç öykücülerin tümü değil ama kimileri farklı kılmaya çabaladığı bir öykülemle ilk kitabını yayımlıyor, bu ilk verim örneği, sonradan sönülmense de artçı anlamda bir patlama ya da püskürme, sonuçta enikonu bir öykü eylemi halinde alanda en azından ayrıksı, özgün bir hava estirebiliyordu.

Üstelik daha önceki yıllardan taşıdıkları öykücülüklerini yenileye geliştire etkinliklerini sürdüren, bu patlamada kendi rolleri bulunduğunu da sezdiren eski ustaların varlığının alanda etkin konum taşıdığı unutulmamalı bu arada. Örneğin Orhan Duru Kazı, Selim İleri Fotoğrafı Sana Gönderiyorum adlı yapıtlarıyla, alana kattıkları değerle, kendilerini de işleyen farklı biçimlendirmeyle dikkat çekmeyi başaran usta öykücüler olarak yeniden gündemi renklendirebildiler.

Aşağıda, 2006 boyunca öykü kitabı yayımlayan yazarlar, yapıtları gözden geçirildiğinde bu öne sürüşün sağlamasını yapmak daha kolay olacaktır elbette.

Sözgelimi öykücülüğü 1980 sonlarından günümüze kesintisiz süren Ayfer Tunç Evvel Otel, Cafer Hergünsel Ara Beni Sesini Duyayım, alana 1990’larda katılan öykücülerden Zafer Doruk Soyka, Ethem Baran Bozkırın Uzak Bahçeleri, Murat Yalçın Şen Saat adlı yapıtları aracılığıyla öykücülüğümüzü besleyen tutumları eşliğinde dikkati çektiler.

İki ressam yazar, 1990’lardan, 2000 başlarından yazına öykülerini, öykülerine resimlerini nakşeden yaklaşımla Mehmet Günsür (1955-2004), bütün öykülerinin bir arada yayımlandığı İçeriye Bakan Kim adlı yapıtıyla, öykü gündeminde yeniden yerini alırken Erdal Ateş Hayta adlı yapıtıyla üzerindeki ilgiyi korudu.

Öteki alanlardaki verimleri yanında Serpil Gülgûn Ruhlar ve Âşıklar, Giovanni Scognamillo Dehşet Öyküleri, Deniz Kavukçuoğlu Canım Acıyor Baba, Fatih Özgüven Bir Şey Oldu adlı ilk yapıtlarında, yansıttıkları bu öykü enerjileriyle doğal olarak alanda dikkati çektiler.

İlyas Halil Agap Çiçeği, Ahmet Türkay Yaralı Gönül İniltileri adlı yapıtlarıyla alanda varlıklarını korudular.

1990’lar sonunda hızla girdiği öykücülüğümüzde, alanın gereklerini yerine getiren kalemler arasına katılırken Nilüfer Açıkalın, yapıtlarında farklı bir öykülem için çaba harcayışıyla dikkati çekti, Yıkık Aşklar Diyarı, bunu sergileyen somut örnekçeye dönüştü.

2000 başlarının öykücüleri de bu alandaki çabalarını sürdürdü hep. Hatice Oya Kuzgun Güllük’te Akşam (1994) sonrasında Ödünç Umutlar, Meliha Akay Ya Kaybolursan, Halide Eşber Çalı Süpürgesi adlı yapıtlarıyla 2000’ler boyunca alandaki ısrarlı tutumlarını, bu arada yine 2000’lerde yüksekten başladığı öykücülüğünü Ahmet Büke Alnı Mavide, Zafer Yalçınpınar Siya saldı yapıtlarıyla sürdürdü.

Leyla Serpil Özgürlükle Ölümün öpüştüğü An, Perihan Taylan Kuyudan Çıkanlar, Perihan Çelik Zerdali Kokular, sonradan romanda da başarılı ürünler veren Gönül Çatalcalı Hiçbir Şeyin Beklentisi, Gülay Talaslı Hiçbir Yerde Hiçbir Zaman, Elif Çınar Bahar Dalı, Özlem N.Yılmaz Kayıp Yalnızlık Ormanı,  Kadri Öztopçu Yanlış Hikâyeler, Erdal Atıcı Güvercinler, Remzi Karabulut Kadınlar Gülmemeli, Mehmet Taşdemir Kırk Hüzünlü Veda, Ertuğ Uçar Rüya Arızaları (Sonradan Gece Yolculuğu [2017]), Özgür Soylu İyi Yolculuklar adlı ilk yapıtlarıyla alana katıldılar.

2006’da alanda verimlerini sürdüren bu yazarlar, yukarıda sıraladığım öykü kitaplarıyla tam bir öykü gökkuşağı sergiliyor, yalnızca adları anılırken bile bu olgu görülüp seçilebiliyor pekâlâ, üstünden üstünkörü şöylece bakıldığında da.

Alana yönelik enerjileriyle ülke içinden-dışından öykülerini kaleme alan yazarların verimleri dikkat çekici niteliğe, değere sahip kuşkusuz.

Sorun verimlenen bu öykülerin yazarları acaba ne kadar ayırdında bunun, bu daha da önemli. Ötekilerin, bizdekilerin neler yazdığını bilmeden, okumadan “ben”, kendi kaleme getirdiklerinin değerini, niteliğini nasıl anlayabilir dersiniz?