SAYFA YAZISI M.S.Aslankara; ÖYKÜ BİTTİ, ROMAN VERELİM…

ÖYKÜ BİTTİ, ROMAN VERELİM…

M.Sadık Aslankara
(03.6.2021 YAZISIDIR.)

Pazarlarda duymuşsuzundur; diyelim domates alacaksınız, ama adamın derdi elindeki hıyarı satmaktır ille; “Domates bitti, hıyar verelim,” der, doğal bir öneri getiriyorcasına. “Tövbe tövbe,” deyip içinizden, başınızı sallar geçersiniz.

Yazının başlığı, bununla benzer bir durumu çağrıştırdı ister istemez. Ne ki başlıkta vurguladığım dile getirişin de kendine göre bir gerçekliği var.

Öykücülüğü, roman için basamak yapmaya iştahlı, ötesinde bunu romana geçmek için neredeyse zorunlu gören bir yaklaşım, almış başını gidiyor. Bir “edebiyat kurnazlığı” diyebiliriz buna kestirmeden. Ama böylesi plan kuranlar, bu türden emelleri olduğunu gizliyor.

Öykücülüğümüze zarar veren bir anlayış olduğunu söyleyeyim bunun. Çünkü şiire de akraba saydığımız öykünün okur nezdinde itibarını zedeliyor mırın kırın da olsa bu tür söylentiler.

Bunu kendine yakıştıran bir yazarın, “Mala bak, mala!” diyen pazarcıdan ne farkı var Tanrı aşkına?

Aslolan öykü değil elbette, ama sözüm, bu alana öykücü olarak girip de kendini böyle tanıtan, edebiyat ortamında kendine ancak böyle yer edinmiş kimilerinin örtük de olsa başka amaçlarla haşır neşir yol almaya kalkışması, sırtını roman yaygınlığına yaslayıp onun korunağında besiye çekilerek bundan nemalanmak istemesi tam bir cambazlık.

Kısaca böyle özetlemiş olayım durumu. Çünkü yalnız edebiyatta değil hayatın pek çok uzanımında, alanda bununla örtüşen nice davranışla karşılaşıyoruz. Kimiler, bir biçimde arkadan dolanıp hedefe ulaşmaya çalışıyor.

Bu, öyküyü romana geçmek için atlama tahtası yapmak anlamına geliyor.

Konuyu buralara getirmem boşuna değil kuşkusuz. Çünkü yazarı okuruyla gerçek yazınseverler için çok derin bir anlam taşıyor öykü sanatı. Edebiyatın özüne girmenin, onu kavramanın ince ve kısa yollarından biri de öykü çünkü, tıpkı şiirin yol açıcılığına benzer biçimde.

Herhangi anlatıyı, şiire benzer örüntülemeyle eksiltilerden yararlanıp, sıçramalar, kaydırmalar eşliğinde öykü kılabilmek, bir yazara doğrudan roman öğretmenliği de yapacaktır aynı zamanda.

Çağdaş yaşam içinde özellikle kısa öykünün günümüz dar zamanlarına uygun düşen anlatı formunun gündelik hayatla örtüşen yanına vurgu yapılırken, türe sırt dönüp görece daha uzun bir anlatıya yönelmenin mantığı herhalde kişisel kazanç olabilir.

Yazınsal serüvenlerini bunun erden yolcusu olarak sürdürmekte kararlı öykücü-romancı yazarlara değil sözüm, ama sözümona acemiliklerini atlatıp kendilerini edebiyata ısındırmaya çalışanların öykünün iğreti, şaşkın ardılı havasında arkadan vuran bıçak davranışı sergilemesine de gönlüm razı değil.

Kendi payıma bu örneklemeye uyan azımsanmayacak yazar adı sıralayabilirim. Ancak dedikodu olarak alınacağından buna çanak tutmak istemem doğrusu. Şu kadarını ekleyeyim yalnız; çok somut örnekler gösterilebileceği unutulmamalı bu konuda.

Oysa yeni bir modernitenin eşiğinde durduğumuz da öngörülebilir bunlar yaşanırken.

Öyle ya, yapay zekâ, kuantum temelli yaklaşım, bilgisayar teknolojisi, sanal gerçeklik olgusu, uzay, evren vb. bir yandan alabildiğine geniş yayılım getiriyor insanlık için, öte yandan üretilen her yeni nesnel gerçeklik, bizi de kendi içine alıp yeniden üretiyor, üretirken de dönüştürüyor söz konusu yeni moderniteye özgü varlıklar olabilmemiz için..

Buradan kalkarak söyleyeceğim, rant hesaplarıyla öyküden romana geçmeye çalışmak değil iş, anlatıda yepyeni biçemlere ulaşmanın yolunu açıp alanda öncülük yapmak.

Parayı bir yolla nasılsa kazanırsınız, ama yazar olarak yepyeni biçemlerle ortaya çıkmak yok mu, işte asıl yapılması gereken bu!