SAYFA YAZISI M.S.Aslankara; YAZAR YARATISI OLARAK “YAPAY ZEK”…

YAZAR YARATISI OLARAK “YAPAY ZEK”…

M.Sadık Aslankara
(01.4.2021 YAZISIDIR.)

Kendi yaratıcı zekâmız üzerine ne kadar düşünebildik, ne dersiniz? Ayırdında mıyız bunun, gerçekten düşünebildik mi, yoksa yazma işini bir Tanrı vergisi sayıp bunu umursamadan mı devam ettik yolumuza?

Oysa yaratıcı zekâ, kendine özgü disiplin gerektiren bir üretim etkinliği, evet, her şey bir yana, ilkönce böylesi bir üretim anlayışına yaslanıyor yaratıcı zekâ. Bir konuyu geliştirmek, sonra oturup bunu yazmaya girişmek değil yazarlık. Ya ne? Kestirmeden söyleyecek olursak, bir yaratıcı zekâ etkinliği, bu yolla yeni bir dünya kurma, bunu anlatıyla gerçekleştirme hüneri.

Peki, biz üretime dönük ne yapıyoruz, yaratıcı zekâyı keşfetmek, sonrasında bu keşfe uygun yapıt ortaya koyabilmek amacıyla yaratıcı zekâyı mayalayacak mıncıklamalar yapabiliyor muyuz?

Özdemir İnce’nin pek sevdiğim bir sözü var; “Beyin ifrazat salgılamaz mide gibi,” der; beyne durmadan odun atacaksın, kürek kürek kömür atacaksın ki fokurdayıp çalışsın. Odun, kömür ne? Yaratıcı zekâyı geliştirici her şey; kitap olur, bilimsel yayın olur, film, oyun, sergi, konser, konferans, söyleşi olur, akla gelebilecek her şey yaratıcı zekâyı tetikleyebilir. Yeter ki bütün bunlar ayrı ayrı birikip de eklektik yapı sergilemesin, her biriken, sonuçta bir birikimin temel taşları olarak yerli yerine oturtulabilsin.

Çünkü zaten bilimci, yaratıcı zekâsıyla kendisi dışında bir “yapay zekâ” üretip ortaya koydu, şimdi sanatçı yazar olarak sıra sende, bizim dışımızda varlık gösteren bu yapay zekâya karşı biz de kendi yaratıcı zekâmızla yapay zekâmızı gösterebilmeliyiz.

Bu nasıl olur? Elbette üretilen yapıtlar yoluyla. Bu yüzden söyleyip duruyorum; yazarlık, anlatma sanatı, tamam, ancak salt anlatılanın yetmeyeceği, bunu sanatlı hale getirmek, anlatılanı biçimce de geliştirip estetik kategoride eksiksiz bir yapıt ortaya koymak gerektiği asla unutulmamalı.

Geçmişte ilk kitabını yayımlamış bir yazarımız, “dönüştürüm” derken neyi kastettiğimi sormuştu bana. Hadi diyelim yola yeni çıkmış bir yazardı, sorusu olağandı. Ama yılların yazarı, editörü bir arkadaşım da, sözcüğü biliyor olması gerekirken “Özöyküsel ne?” demişti.

Her yazar, örneğin L.Sami Akalın’ın Edebiyat Terimleri Sözlüğü’nü (Varlık, 1984), Beşir Göğüş’ün Anlatım Terimleri Sözlüğü’nü (Dil Derneği, 1998), Beşir Göğüş, Ferhan Oğuzkan, Olcay Önertoy, Mahir Ünlü, Sevinç Koçak tarafından verimlenen Yazın Terimleri Sözlüğü’nü (Dil Derneği, 1998) bilmeyebilir.

Ama bilse, geleneksel Türkçe sözlükleri, yazım kılavuzlarını aralıklarla nasıl karıştırmak zorunluğu duyuyorsa bu ve bunun gibi sözlükleri de arada bir karıştırsa ne iyi olur aslında. Hadi bu ilgisizliği olağan sayıp bunun doğal karşılanabileceğini öngörelim.

Ne ki andığım sözlüklerde geçen terimlerin tamamına deneme, eleştiri kitaplarında aralıklarla da olsa rastlayacaktır yazar. Demek ki yazarlar eleştiri, deneme kitapları okumakta gerekli ya da yoğunluklu bir isteğe sahip değiller, ancak böyle yorumlanabilir bu.

Sözgelimi Tahsin Yücel’in Anlatı Yerlemleri’nde (YKY, 1980), yapıtın adına katılmış “yerlem” terimi ne demek? Özdemir İnce’nin Tabula Rasa’sı da (1992) anımsanabilir bu noktada. Diyeceğim bir yazarın, kendi dışında varlık gösteren bir “yapay zekâ”ya karşı öz yaratıcı zekâsıyla kendisine ait bir yapay zekâ ortaya koyabilmesi, bunun gerektirdiği bütün verilere sahip olmasıyla olanaklı hale gelebilir ancak.

Bu yüzden yazarların, deneme-eleştiri türünde yaygın bir okuma kültürü kazanmış olması gerekiyor. Böyle bir okuma edimine sahip olmayan bir yazar, ifrazat da salgılamadığına göre, beynini, yaratıcı zekâ yönünde üretime sokabilir mi, mümkün mü bu?

Yazar, yaratıcı zekâsını, şiir, öykü, roman vb. her neyse kendi yazınsal türlerinde bunların örneklerine, üstelik hem geniş hem yaygın bir yelpazede ulaşacaktır elbette, söylemek istediğim bunun yaratıcı zekâda ufuk genişletmeye asla yetmeyeceği.

Herkesin Italo Calvino, Umberto Eco, Tahsin Yücel vb. olmasını bekleyemeyiz elbet. Ama Orhan Pamuk’un Saf ve Düşünceli Romancı (2010) adlı deneme kitabı da doğru yolun bu olduğunu gösteriyor bize. Bu doğrultuda şu an aklıma geliveren Erendiz Atasü, Fatma Akerson, Murat Gülsoy, Gürsel Korat, Kemal Gündüzalp, Feridun Andaç, Hürriyet Yaşar, Faruk Duman, Murat Yalçın vb. adları sayabilirim bir çırpıda. Yukarıdaki örneklerin tersine son dönemde, iki romanla alanına kurmacayı ekleyen Semih Gümüş de bu yazarlar arasına alınabilir pekâlâ, iyi de olur ayrıca.

Beni soracak olursanız…

E, doğrusu deneme, eleştiri, inceleme vb. türlerinde kitaplar okumaya bayılıyorum. Okuyup yazmaktan, öykü, roman, oyun kurmaca peşinde seğirtmekten düzyazılarımı toparlayıp bağımsız kitaplar çatılamaya fırsat bulamıyorum bir türlü. Azımsanır gibi değil, iki bini aşmış da, üç bine doğru yürüyor olmalıdır yazılarımın toplamı.

Neden söz ediyorduk biz?

Yazarın yaratıcı zekâsından, yapay zekâ üretim sürecinden, yapıtlarından, kendi dışına çıkardığı yapay zekâsından değil mi?

Hadi bana eyvallah, okumalarımla yazmalarım beni bekliyor…