SAYFA YAZISI; ŞİİR DEĞİŞİR,ÖYKÜ AYNI YERDE Mİ DURUR..

ŞİİR DEĞİŞİR, ÖYKÜ AYNI YERDE Mİ DURUR?

M.Sadık Aslankara
(29.01.2026 YAZISI)

“Şairlere, Bir de Öyküleriyle Bakmak” başlıklı geçen haftaki yazımın ardından bu hafta iki şairimizin, Cahit Sıtkı Tarancı’yla (1910-1956) Melih Cevdet Anday’ın (1915-2002) öykülerinden kalkarak bir karşılaştırmaya girişeceğimi söylemiştim.

İki şairin öykülerini karşılaştırmaya kalkışmayacaktım elbette. Ölçüt olarak neyi öne çekecektim peki? Yazıldıkları dönemde, her birinin şair olarak kaleme getirdiği öykülerin, o günkü egemen öykü anlayışı çerçevesinde öykücülüğümüz içindeki yerini, sonrasında gelinen günümüz öykücülüğü bağlamında şairlerimizin bu verimlerine nasıl yaklaşmak gerektiğini karşılaştırmalı bir yaklaşımla bu türden bir bütün içinden bakarak yapacaktım doğal olarak.

Şairler, şiirleri yanında öykülerini, öteki pek çok şairin, yazarın yaptığı gibi gazetelerde, dergilerde yayımlamıştı ama şiirlerini kitaplaştırmak için gösterdikleri özeni ne var ki bu iki şair öyküleri için göstermemiş, bunları toplayıp kitaplaştırmaya girişmemişlerdi.

Gerek Cahit Sıtkı’nın gerekse Melih Cevdet’in yayımladıkları ama kitaplaştırmadan bıraktıkları öyküler, şairlerin ölümleri sonrasında başkalarınca toplanıp kitaplaştırıldı.

Cahit Sıtkı’nın Cumhuriyet’te yayımlayıp öylece bıraktığı öyküleri İsmail Cem toplayıp bir araya

Melih Cevdet’in öyküleri de aynı şekilde yine şairin ölümü sonrasında bu kez Sevengül Sönmez tarafından toplandı, kitaplaştırıldı: Balerina’nın Ölümü (Everest, 2010)

“Gün Eksilmesin Penceremden”, kitabın yayıncısı olarak sevgili Erdal Öz tarafından Cahit Sıtkı’nın şiirinden seçilmiş bir dizeydi. Ama “Balerina’nın Ölümü”, Melih Cevdet’in bir öyküsündeki başlıktan kitaba verilen ad.

İlk yayımlanış tarihleri dikkate alındığında Cahit Sıtkı öykülerinin 1930-40’lar, Melih Cevdet’in öykülerininse 1950’lerin verimleri olduğunu görüyoruz.

Gelecekte başka öyküleri bulunmazsa eğer, iki şairimizin ilk kez yayımlanan bu iki öykü kitabında Cahit Sıtkı’nın 1937-1945 yılları arasında kaleme alıp yayımladığı 43 öyküsü, Melih Cevdet’in de 1957-58’de yayımladığı 26 öyküsü yer alıyor.

Cahit Sıtkı, bütün öykülerinde kendi adını kullanırken Melih Cevdet, yalnız iki öyküsünde kendi adına yer verirken geriye kalan 24’ünde Murat Tek adını kullanıyor.

Cahit Sıtkı’nın öykü kaleme aldığı dönemlerde öyküde Sait Faik, Sabahattin Ali gibi öykü devlerinin, öyküde büyük etkiler yarattığını biliyoruz. Melih Cevdet’in de öykülerini aynı şekilde 1950 Kuşağı genç öykücülerinin alanda artık iyiden iyiye güçlerini, ağırlıklarını duyurmaya koyulduğu bir evrede yayımladığını ekleyelim.

Öyküler tek tek okunduğunda anılan bu dönemlerde öykü eğilimini simgeleyen kalemlerce alanda yayılan basıncın her iki şairi de etkisi altına aldığı izlenimi edinilebilir pekâlâ, bu yönde bir öne sürüş de getirilebilir.

Diyeceğim anılan dönemlerde alanda cazibe yarattığı, kendilerine özgü yönelim, eğilim oluşturduğunu bildiğimiz öykü öncülerinin bu iki büyük şairi etkilemesi olasıdır.

Öte yandan kendi poetikaları içinde hep yeni yol arayışları sergileyen, şiire hep yepyeni yollardan ulaşmaya çabalayan bu iki büyük imzanın, bu doğrultuda sürekli arayış sergilerken öyküde görece bu türden çaba göstermeyişi üzerinde de durulabilir kuşkusuz.

Elbette her ikisi de, türü ne olursa olsun herhangi sanat alanında sağlıklı bir üretim için, buna dönük bütün gelişmelerin gözlenip izlenmesi, alandaki değişimlerin birebir takibi gerektiğinin bilincini taşıyan ustalar.

Şiirinde nasıl ki yeniliklerin peşinde gidiyor, yeni yollar arayıp alışılmışın dışında farklı biçemlerle sıra dışı yapıtlar ortaya koymak istiyorsa, yanı sıra bunu, ilgilendiği, ürün verdiği öteki dallarda da gerçekleştirmek zorunda bulunduğunun bilincinde elbette.

Cahit Sıtkı da, Melih Cevdet de unutulmazlaşarak belleklere çakılan kendine özgü şiirleriyle alanda alabildiğine taht kurmuşluğunun tam tersine, ikilinin öyküde dikkat çekici yükseklik sergilediği örnekler bulunsa da, şiirleri yanında bu öykülerinde gözlenen görece gölgelenme, aynı dönemde öykü devlerinin alanda yarattığı yanılsamalı etkiyle mi açıklanmalı bu doğru olur mu?

Demek ki arayışın bilincinde olsalar da bunu şiirleri için öngörürken öykü yazmayı sürdürdükleri halde bunun gereği yönünde kendilerini zorlamadan bu işi sürdürmeye çalıştıkları da söylenebilir bu nedenle.

Nitekim kimi öykülerinde, Sait Faik benzeri, İstanbul gezgini bir anlatıcı halinde ortaya çıkışı Cahit Sıtkı’nın, bu yönde yorumlanabilir. Melih Cevdet’in de gazetede peş peşe yayımladığı anlatıların neredeyse birer hikâye tefrikası halinde izlenim bırakması, giderek bunların kimilerinin aslında bir ölçüde roman müsveddesi halinde kabul edilebileceği de yine bu düşünceye eklenebilir.

Çünkü şiir gibi öykü de romana benzer ortak bir anlatısal matematikle uyumlu bu yönde kendini koymuyor. Her şiir gibi tek tek her öykü de kendine özgü bir öykü matematiği gerektiriyor. Bütün romanlar, kurulan “hikâye” temelinde ortak bir roman matematiğine dayanabilirken şiir de öykü de ortak şiir, öykü matematiğine katılmayı reddediyor, şiirin kendi matematiği olduğu gibi öykünün de hikâyeden ayrı bir matematiği var çünkü, bu nedenle hikâyenin temele alındığı matematikte öykü kendini var edemez, somutlayamaz.

Bu yazılara geçerken ortaya serdiğim soruu bir kez daha anımsayalım: Şiirle öykü, kardeş mi düşman mı?

Yeni sorular üreterek, yeniden yeniden üreterek tartışmalıyız konuyu.