YAZARLIK ATÖLYESİYLE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
M.Sadık Aslankara
(17.07.2025 YAZISIDIR)
“Mikroedebiyat Olarak Atölyeler” (26 Haziran 2025) başlıklı yazımda, “yazarların katıldığı atölye etkinliklerini topluca değerlendiren kayda değer bir çalışmaya rastlamadığımı” dile getirmiş, eklemiştim:
“Hadi böyle bir çalışma yok; iyi de atölyeler açmış, bu amaçla çalışmalar yapmış yazarların, kendi atölyelerinden kalkarak, gerçekleştirdikleri etkinliklerin edebiyatımızdaki yansımaları üzerine deneyimlerini dayanak yapıp da ulaştıkları kuramsal, eylemsel verileri paylaştıkları söylenebilir mi peki?”
Öykücü arkadaşım Adalet Temürtürkan aradı, yazarlık atölyelerinin değerlendirildiği tam da benim arandığım nitelikte bir kaynak olarak Hece’nin konuyla ilgili özel sayı yayımladığını söyleyince durdum bir an.
Görüyor musun, dedim Adalet’e, Bak atlamışım işte.
Bereket Hececiler kırmaz beni, atladığım sayıyı rica ettim, ertesi günü ulaştırdılar hemen: Eylül 2024, Sayı 333. Baksanıza, neredeyse yıl olmuş yayımlanalı, ama oluyor böyle atlamalar günümüzde.
Dergide konuya değgin ciddi yazılar yer alıyor, okudum tümünü de. Ama Selim İleri’yle yapılmış söyleşiye değinmeden konuya geçemem. Benim de sitemizde “Selim İleri Okulu” başlığıyla yayımladığım “Sayfa Yazısı”yla (16 Ocak 2025) örtüşürcesine çakışan söyleşinin söz konusu bağlamla buluşan yanları nedeniyle altını özellikle çizmek gereği duyuyorum. Öyle ya toprağında bin öykü açası Selim İleri, yazınımızın az sayıdaki müstesna adlarından biriydi kuşkusuz, buna değinmeden atölyelere geçmek olmazdı.
Hece, oylumunun yaklaşık üçte birini (kırk sayfa), dosya editörlüğünü Hatice Bildirici’nin yaptığı yazarlık atölyelerine ayırmış.
Bir yandan kuramsal açıdan olguya bakan yazılar öte yandan atölye kurucu yazarlar ya da katılımcı olarak farklı kalemlerin konuya eğilip çeşitlilik sergilediği yazılar, topluca dikkat çekici bir dosyanın ortaya çıkmasını sağlamış.
Derginin atölye katılımcıları arasında düzenlediği soruşturma üzerinde de özellikle durulmalı, çünkü atölyelere katılan bu yazarlar, katılımcısı oldukları etkinlik aracılığıyla yaşamlarında deneyimledikleri atölye sonrası, kendilerine geçtiğini vurguladıkları katkılara değiniyorlar.
Esra Kılıç Türedi bu sürece dönük şöyle diyor örneğin: “…aslında atölyelerden neler kazandığımız, neleri umup neleri bulduğumuz ya da bulamadığımız da tamamen kişisel bir süreç.” Bu, onun, “atölyede eğitimi veren kişinin bilgi birikimi, önerdiği kitaplar ve yazma serüveni yolunuza kuvvetli bir ışık tutabiliyor,” sözünün de dayanağını oluşturuyor. Bu arada şu sözü de önemli: “Ben …dergilerin birçoğunun ismini atölyelerde öğrenmiş, her birini bu şekilde takip etmeye başlamış(tım)…”
Beyhan Keçeli de şunları söylüyor:
“Bir şey öğrenebileceğimi düşünmüyordum. (…) Katılımcıların çoğuyla benzer sorunları ve hevesleri yaşadığımı görmek oldukça rahatlattı içimi. (…) … yazma kanallarımdaki tıkanıklık açılmıştı. … daha kaliteli okumalar yapıyor, yazma üzerine daha çok kafa yoruyordum. (…) … yazarlığın mimarisini ve doğasını keşfet(miştim).”
Şu sözler Adalet Temürtürkan’ın:
“Birbirini destekleyen, birbirinin okuru, eleştirmeni, editörü, öğretmeni ve öğreteni olabilen uyumlu bir gruptu. Üç kitaplı olan da vardı, birden fazla atölyeye katılmış olan da. (…) Okuma, yazma eylemi dışında oyun, müzik, drama iç içeydi atölyede. Beklentimin ötesinde ufuk açıcıydı. Doğru okuma, düzgün konuşma, düş kurma, dokunarak, dinleyerek hissetme, tanımlama anları, oyunla öğrenme dersleri gibiydi. / Katıldığım yaratıcı yazarlık atölyesi, yazdıklarımın ne olup olmadığını fark etmemi sağladı öncelikle. Bir olayı, durumu, birbirinden farklı dil, duygu ve bakışla defalarca kurgulama alışkanlığı edindim. O güne kadar yazdığım metinleri bir kenara koyup meselemi yeniden yazdım.”
Şükran Koyuncu da yukarıdaki görüşlerle örtüşen düşüncelerini bakın nasıl paylaşıyor:
“(Hocamız) … sizi kendi kalıplarına hapsetmiyor, özgünlüğünüzü korumanız için önemli yönlendirmelerde bulunuyordu.” “Yazarlık atölyesi bana bir sorunsalı derli toplu anlatabilmeyi, metnin meselesine odaklanabilmeyi, bir karakter inşa edebilmeyi, rüya ve hayallerimin dizginlerini elimde tutabilmeyi, hatırlamayı, sağlıklı bir anlam oluşturabilmeyi, gramer ve imla yapısına hâkim zengin bir sözcük dünyası yaratabilmeyi, kendimle yüz yüze gelebilmeyi, duygularımı ve zihnimi disipline edebilmeyi öğretti.”
Bunlar atölye katılımcılarının değerlendirmeleri.
Bir alıntı da atölye kurucu Murat Gülsoy’dan:
“Yaratıcı yazarlık atölyesinde anlattıklarım sürekli değişiyor, gelişiyor. Ancak asıl önemli etki atölye çalışmasındaki pratikten kaynaklanıyor. Atölye katılımcılarının getirdikleri öykü ve roman çalışmaları üzerine düşünmek müthiş bir zihinsel zindelik sağlıyor. (…) Kültürel farklar büyük bir çeşitlilik sağlıyor. Dünyaya farklı pencereden bakan insanların yazdıkları üzerine çalışırken hiç yazmayacağım tarzlar üzerine çözümler üretmiş oluyorum. (…) Katılımcılarım da benim gibi bu çeşitlilikten çok şey öğreniyorlar.”
Bu aktarımlarda şunu apaçık görüyoruz; atölye eylemi, beklenenin çok üzerinde bir ortaklaşalık etkileşimi sağlıyor. Kurucuyla katılımcıların her birinin ayrı ayrı içini doldurup yapılandırdığı çalışma odası anlamında atölye, bu yanıyla bir laboratuvar, farklı denemelerin yapılıp yaşanabildiği. Yaratıcılık da tam bu noktada başlıyor denebilir. Sonuçta hiç kimseye yaratılık öğretilmiyor kuşkusuz ama yaratıcılığa giden yolun taşları döşeniyor enikonu, üstelik imeceyle.
Yazarlık atölyelerinin, herkesi kendisine bağlayan yan, bir yanıyla kişileri kendi içlerine çekerken, dışa yönelik algı çeperlerinde yarattığı geniş çevrintiyle âdeta devrime yol açan bu sinerjik yapı işte. Sonrasında sürdürülebilirlik gelecek.
Haftaya buradan devam edeceğiz.