TİYATRO: “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi” ya da Kardeşliğin Bin Bir Hali…

15 Kasım 2017 tarihinde tiyatrodergisi.com.tr için yazılmıştır.


İki kardeşin birbirine dolanık halde süren yaşamsal ilişkilenişi ne dün sorunsaldı aslında ne de bugünün sorunsalı olarak kalacak bu. İlk insan Âdem’le Havva’dan bu yana geleceğe uzanan temel bir insanal sorunsal olduğu kesin çünkü bunun.

İncecik çizgide gelişen, güneş altında olsa da gölgelerle örülü veya örtüklük barındıran, ağaç yapraklarına benzer yer yer kapalı yer yer açık biçimde süren bu ilişkiler, ancak ayrıntılarla kendini ele veren bir bütün olarak, daha doğrusu kardeş ilişkileri zinciri, ilişkilenişte yaşanan süreç bağlamında kendini gösteriyor…

Hansel ve Gratel masalından tutun da Oyun Atölyesi’nin sunduğu Hansel ve Gratel’in Öteki Hikâyesi adlı oyuna kadar uzanan, kardeşlik yelpazesinden kimi kesitleri, bunun değişkesiyle uzantılarını insanın bir biçimde yaşamaması gerekten olanaksız.

Bu çerçevede Neil LaBute’ten Haluk Bilginer’in çevirip Ali Altuğ’un yönettiği Hansel ve Gratel’in Öteki Hikâyesi adlı oyunu izlemek üzere Oyun Atölyesi’ne girdiğinizde, kendinizi içinde buluverdiğiniz, bunca ağır olmasa da, yüzeysel dolantılarıyla bunun değişkelerini, farklı uçlarını yaşadığınız bir karmaşanın sanki tam da orta yerine düşmüşçesine duygu yaşıyorsunuz bir bakıma.

Nitekim kadınsanız, kız kardeşi oynayan Ayça Bingöl’ün, erkekseniz erkek kardeşi oynayan Salih Bademci’nin yerine geçiveriyorsunuz bir çırpıda. Artık Hansel’le Gratel sizsiniz oyun boyunca. Bir yandan sahneden yansıyan dramları, travmaları, sorunlarıyla iki kardeşi, üstelik bütün geçmişleri, yaşadıkları ilgisizlik veya sevgisizlikleri, aile bağları arasında göze çarpan kopuklukları izlerken öte yandan oturduğunuz koltukta kendi iç dünyanıza dönüp kardeşinizle de buluşuyorsunuz gizlice.

Üç Kardeşiz Aslında; İkisi Sahnede, Bizse Koltukta…

Neil LaBute’ün oyundaki bu hikâyeyle zaten üçüncü kardeşe seslendiğini, oyunu seyirciye yazdığını biliyoruz. Diyeceğim, bir oyun yazarının, koltuğuna yerleşmiş seyirciyi, ilk atadan, onların arasındaki kavgadan bu yana sürdüregeldiği gizli de olsa öteki kardeşleri izleme tutkusundan koparması, böyle bir izekten vazgeçmesi mümkün mü?

Tiyatro, hikâye anlatmaz tabii, ama bir alt metin olarak kaleme alındığı düşünülebilecek hikâyeyi göstermeye girişir yine de. Yansıttığı dramatik dolantıyla, bu doğrultuda karakterler arasında yaşanan çatışmayla, işlevsel açıdan büyük önem taşıyan, oyundaki omurgayı birbirine bağlayan ayrıntılarla. Kaldı ki bu tür aile içi tartışmalara yoğunlaşılan oda oyunlarında ayrıntılardan yararlanılacağı, dramatik aksların bunlar üzerine oturtularak kurulacağı, geliştirileceği açık. Bölesi duyarlık ağına dayalı yoğun anlatılarda ayrıntı, ötekilerin önüne geçip hatta giderek oyunun ana belirleyicisine dönüşüp öyle çıkmaz mı ortaya?

Üstelik sahnede, kendilerini birebir kardeşiniz olarak aktaran usta bir ikili de varsa: Ayça Bingöl, Salih Bademci. Yalnız işlevsel olanlarını değil, oyundaki iki kardeş karakterin mizaç ayrıntılarını gölgelemeksizin kişileri bize yeniden kurduran, soluk alıp vermeyi neredeyse bu kardeşlerle yaşanan ortaklıkla sürdürürcesine bizi de koltuklarımızdan koparıp sahneye çeken bir oyunculukla.

Ayrıntıya Dayalı Öykü, Ayrıntıyla Yol Alan Reji…

Yönetmen Ali Altuğ, kuşkusuz bütün bunların bilinciyle oyunu kuruyor. İşte yönetmenin ortaya koyduğu sahne plastiği, bir açıdan oyuna, ayrıntılarla ortaya çıkan güzellik kazandırıyor. Böyle olunca her bir ayrıntı tek tek önem taşıyor oyunda. Buna polisiyeye özgü merak kışkırtısı da eklendiğinde, âdeta bir bulmaca oyun gibi işlenmiş, seyirciyi her an yeni durumlarla karşılayan görsellik çıkıyor ortaya.

Sonuçta bütün bunlar, oyunla seyircinin birbirine kilitlenmesine yetiyor elbette. Herkesin oyuna dâhil olduğu bir gösteri kimi çekmez. Bu arada Barış Dinçel’in bütün bu ayrıntıları daha da besleyip gösterir hale getirdiği sahne tasarımı, Ayça Bingöl’le Salih Bademci’nin yanı sıra sahneye fırlayıvermiş bir oyunculuk yansıtıyor enikonu.

Evet evet Barış Dinçel de oyuna katılıyor sahne tasarımıyla. Müzikte Tolga Çebi’yi, ışık tasarımında Kemal Yiğitcan’ı da unutmamak gerekiyor tabii.

Ayrıntıyı Doruğa Çıkaran İki Oyuncu: Ayça ve Salih…

Yine de biz iki oyuncuyu öne alalım gelin: Ayça Bingöl, Salih Bademci.

Hansel ve Gratel’in Öteki Hikâyesi, birkaç izlekle at başı ilerliyor sahnede; ilk ağızda iki kardeşin tüm zamanlarını kuşatan ilişkilerine dönük bir sorgulama getiriyor. İkinci düzlemde nahif, duygusal bir aşk öyküsünden içeri giriyoruz. Son düzlemde, oyunun finalinde ise bir polisiyenin, yanı sıra cinayetin tuzaklarına çekiliyoruz ayak diresek de buna.

Birbiriyle çatışsa da birbirini bütünleyen bu üçlü izlek, bununla örtüşen oyunculukların da temelini oluşturuyor kuşkusuz. Buna göre tartışıp çatışan kardeşlik, sonrasında sarıp sarmalayan kardeşliğe geçmekte gecikmiyor, daha sonra da sorgulayıp kuşkulanan bir kardeşliğin eşiğine geliyor.

Bu duygu durumlarının farklı ayrıntıları yansıtan, bunları göstermeyi bilen bir oyunculukla seyirciye aktarılması gerekiyor. İşte Ayça Bingöl’le Salih Bademci, Hansel ve Gratel büyücüleri olarak çıkıyor sahneye. Tam bir zikzakla, bunun bütün dolantılarını yansıtan bir büyülü oyunculuk sunuyor bir biçimde.

Bir kardeşiniz olmayabilir elbette. Ama Âdem’le Havva’dan geldiğinize inanıyorsunuz, kaçırmayın derim oyunu. İnsanın böyle bir çağda bu tür bir oyunu kaçırma lüksü olmamalı. Böylesi vahşet çağında, insanı her yanıyla kuşatıp labirentler dizisinden geçirerek şölene davet eden bir oyun çünkü bu.