SON VEDA YAZISI; YAZMAK MUTLU OLMAK…
M.Sadık Aslankara
(26.03.2026 YAZISIDIR)
Sigarayı 1986’da bıraktım Dünya Tiyatro Gününde, eylemli tiyatro yapmayı sürdürürken hem de. Neden imliyorum bu tarihi, zorlu bir süreçteyken bile bu alışkanlığa sırt dönebildiğimi vurgulamak için.
Tuhaf ama kırk yıl sonra “son” veda yazımı da yine bir 27 Mart’ta bu kez sitemiz için kalem alıyorum. Yine zorlu bir süreç kuşkusuz.
“Denizli Tiyatrosu Belgeliği”, epeksik öylece bekliyor, sonra bir iki kalmış olsa da bitmeye yakın belgesellerimiz var, anlattım veda yazılarımın ilkinde, bunlar da öylece eli böğründe bana bakıyor, bense gözlerimi kaçırıyorum onlardan.
Bir de “Öykü Kürsüsü”, birkaç yazar kalmıştı, yayımlanacak öyküleri vardı, bunlar üzerine yaptığım değerlendirmeler, söz vermiştim kendilerine.
Böylesi eksiklikler ortadayken bunları tamamlamak için çabalamam gerekirken buna karşın kalkıp site güncellemelerine nokta koyma karanı alabilmek de zorlu bir süreç içinde debelendiğimi göstermiyor mu?
Site güncellemeleri bir süre daha gidebilirdi belki eksik gedik biraz daha üstesinden gelirdim bunların, veda yazıları da yine buna benzer biçimde uzayabilirdi pekâlâ.
Ama “Nokta!” dedim.
Sözgelimi “Veda Yazıları” uzasaydı diyelim, ne olurdu, ne olacağı var mı, veda dediğin kısa olur, bu bir, ikincisi yinelemelere düşebilirdim, üçüncüsü enikonu duygu sömürüsüne girebilirdi iş.
Nalları diktiğimi düşünelim bir an, isteyen girebilecek yine siteye, binlerce belge erişime açık kalacak. Demek ki sonuçta güncellemeler sona erse de siteye erişim, ulaşım, trafik açık, bundan güzel ne olabilir?
Kaldı ki Sevgili Yayın Yönetmenimiz Rukiye Sevindi, önümüzdeki yıllarda da sitemize göz kulak olmayı gönüllülükle üstlendi, yayının başında kalarak, site verilerine göz kulak olmayı sürdürecek; şu anlama geliyor demektir bu, aynı zamanda:
Önümüzdeki süreçte, yani yıllar içinde diyelim, yeni veriler girmese bile erişimdeki verilerde, kimi görsellerde vb. değişiklikler gözlenebilir. Kimbilir, bir mektup gelmiştir, buna yer açar Rukiye, yeni bir kitabım yayımlanır, bunun afişini hazırlayıp ekrana alır paylaşır, kitaplarım üzerine yeni bir yazı keleme getirilmiştir örneğin bunu yayına verir, ne bileyim bir etkinlik olur, bunun duyurusu gerekir, demek ki sitemiz, bu bağlamda canlılığını hep sürdürecek.
Ama şu kadarını söylememe izin verin; Sevgili Rukiye, kendi payıma şansımdır diyeyim, böylesine kunt yayın ahlakına sahip bir insanla yola çıkmak, onunla hiç kopmadan on yılı devirmek elbet bir büyük şans. Hazırlık için öncesindeki bir yılı da katalım, on ikinci yıla girdik onunla yayında.
Öyle derler ya, mükemmeliyetçi kimi tutumlarıma, gereksiz ya da hadi eski dilde söyleyeyim fuzuli müşkülpesentliklerime, bu arada deyiş yerindeyse kimi angaryalarıma hiçbir zaman karşı çıkmadı Rukiye, hep anlayışla, olgunlukla karşıladı bunları. Bu yüzden hep minnet duydum kendisine.
İyi ki yollarımız kesişti seninle Rukiye Sevindi, iyi ki kaprislerimi, nazımı incelikli bir hoşgörüyle göğüsledin, güzel bir yayın sitesi ortaya koydun.
On yıl boyunca gerek edebiyatta gerekse tiyatroda, belgesel sinemada yüklenen binlerce veri, bütün bunların YouTube kanalıyla eşgüdüm içinde düzenlilikle sürdürülmesi hep Rukiye’nin emekleriyle ortaya çıktı, somutlaşıp görünür kılındı.
Yine onunla birlikte yıllardan bu yana gerek Instagram hesabımın yürütülmesinde gerekse sitemizdekiler kadar bütün yayınlarımın sosyal medya hesaplarından duyurulmasında hiçbir boşluk bırakmadan büyük özveriyle, özenle bu işi sürdüren, yanı sıra araştırmalarıyla, görselleriyle kimi çalışmalarıma desteği, katkısı için Figen Şentürk’e minnet duygularımı yinelemeyi de görev sayıyorum doğrusu.
Okan için ne diyeyim?
Okan Çançin, sitemiz kurulurken de yanımdaydı, sitemiz kapanırken de yanımda. Ne söylesem eksik kalacak, bu yüzden bir laf etmeyeceğim.
Tabii, verdikleri farklı katkılarla hep yanımızda olan dostlarımızı da unutmamam gerekiyor.
Ama bu arada okur, izleyici, dinleyici, seyirci, sayıları binleri, on binleri aşan “takipçi”miz niteliğindeki sitemiz konuklarının verdikleri desteği, bize kazandırdıkları güçle sağladıkları katkıyı bilmem ki teşekkürle ödeyebilmek mümkün müdür?
“Son Veda Yazısı”nın son satırlarına geliyorum artık.
Hayır yorulmadım, “yoruldum,” dersem yalan olur.
Ama doğrusunu söyleyeyim, mutlu olmak istiyorum. Mutluluğumu nasıl planlıyorum, birkaç satırla bundan söz edeyim sizlere.
Sitemizdeki güncel yazılarımı sonlandırırken önümüzdeki süreçte atacağım kimi adımlara da değineyim ki, konu alabildiğine açık hale gelsin.
www.tiyatrodergisi.com.tr’deki yazılarımı da noktalayacağım. Basılı ya da sanal farklı formlarda olsa da bugüne dek kalem oynattığım en uzun süreli yayın Tiyatro…Tiyatro… dergisi oldu diyebilirim. Tam otuz yıl önce başladım sürekli yazmaya, sanal yayınında da kalem oynatmayı sürdürüyorum nitekim. Derginin yayın yönetmeni Mustafa Demirkanlı’ydı, www.tiyatrodergisi.com.tr yayın yönetmeni Yavuz Pak oldu, ben yazmayı hep sürdürdüm.
Cumhuriyet Kitap dergisiyse öyle sanıyorum birkaç yıl daha sürecek; yayın yönetmenimiz Gamze Akdemir, hâlâ yazı bekliyor benden, zaten iki haftada bir kalem oynatıyorum orada.
Ancak bu yazıların hiçbiri kurmaca değil, öykü, roman, oyun metni değil… İçimdeki şarkılar, oyunlarım oyuncaklarım, düşlerim masallarım yok bunlarda ya da yok denecek denli az. Bu yüzden masama geçip böylesi çalışmalarım için kalemi elime aldığımda bir büzülme, çekilme yaşıyorum içimde, kendimden uzaklaşmıyorum hayır, ama kendime dönemiyor, kendi içimdeki dünyalara dokunamıyorum.
Bütün bir tiyatro yaşamımda da böyle oldu. Tiyatro sanatı için çabalarken ben kendimi bir kenara attım hep, “Sonra,” dedim hep, “Sonra!” Başkaları kendi görünürlükleri için çabalarken ben sanatlı bir toplum yaratmanın uzun koşucusu, bukağılı savaşçısı oldum hep, gitgide silikleşmeyi, hiçbir zaman boy ölçüşemesem de Yunus ermişliğini, Mevlana pişmişliğini yeğledim.
Yazmıştım ya babamdan geçen özgeciliğimi.
Şimdi, gecikmeyle de olsa, kendi içime döneyim biraz da, değil mi; demesinler ardımdan; iyi bir yazar olacaktı belki ama zaman bulamadı zavallı, yazık oldu Sadık Efendiye.
Artık şu kadar yıl sonra, üstelik uzatmalara da az bir süre kalmışken kendimle kalıp yüreğimle beynimin, duygularımla düşüncelerimin kamçı kamçı beni uçuracağı yerlere döneyim.
Kurgu bahçelerimin cennetiyle buluşup sonsuz mutluluğa dalmadan yapmayı tasarladığım, düşlerini kurduğum biçemsel değişimleri bir sanat ağılında toplayıp bunların her birinden gereken sütü sağa dönüştüre yazılarımdan bir çiçek dürbünü üreteyim.
Demem o ki, artık benim için veda değil bu, yeni bir başlangıç yalnızca…
Biraz da mutluluğa yelken açayım; kurmacalarımla kendim olup yazakalayım, yazayım yazayım…