SAYFA YAZISI: Neyi Yapmazsanız Yazar Olamazsınız?

Neyi Yapmazsanız Yazar Olamazsınız?

M.Sadık Aslankara
(14.03.2019 YAZISIDIR.)

Sanatın kurmaca olduğunu biliyoruz, oyun olduğunu biliyoruz, yalan söyleme hüneri olduğu da biliyoruz…

Sonra bir yazarın hep kentine, çocukluğuna gittiğini falan, hep biliyoruz.

Temel dayanaklarımız bunlarsa kurmaca hüneri kazanmanın, iyi oyun kurmanın, güzel yalan kıvırmanın yolu ne peki? Bunların altından çok iyi kalkabilelim ki yazarlığımıza halel gelmesin, değil mi?

Sonra çocukluk var sırada, bu çağı aştıktan sonra nasıl varacağız yeniden o çağa? Çıkıp gittiğimiz kente yeniden dönemeyeceğimize göre, sonrasında oraya varmanın adabını nasıl edineceğiz? Elbet dönüştürülmesi gerekiyor bunların, başka yolu yok. İyi de bu nasıl olacak?

Bunlar işin başlangıcı daha…

Ya sonra?

Hepsi de birbirini bütünleyen, birbiriyle girişmiş bir kült bütünlük aslında; birini ötekinden ayırmanın, bunları ayrı alanlar, değerler gibi düşünmenin olanağı yok. İşin tuhafı, bir sırası da yok bunları gerçekleştirmenin. Birbirine yaslanık halde tamı tamına bütünlük taşıyor üstelik.

Böyle bir bütünsel altyapıya sahip değilseniz, yazar olduğunuzu düşünmemelisiniz öyleyse. Bu sizin olmazsa olmazınız. Ayrıca bunlar, kişinin kendisine giydirerek erişeceği değerler biçiminde de alınmamalı. Böyle bir çözüm düşünülemez. Giyindirme, zıbın gibi sonradan bedene eklenen bir giyme eylemi adı, biçimi. Yazarlık, bunun doğal yolla yaşanması. Hangi yaşta olursanız olun, iş, yazar olma kararı aldığınız başlangıçla yazar olduğunuzu düşündüğünüz dönem arasında geçen sürecin doğal biçimde dönüştürülmesi.

Birkaç atölye çalışması, size işin tekniğini öğretebilir elbette, ama bu işlem yapay zekâ tarafından da yapılıyor enikonu. Aslolan bunun doğal yoldan elde edilmesi.

Burada iş, insanın içinde yaşamakta olan yazarı doğurtmasında yatıyor. Oyuncu olarak kurmacalarla içlidışlı yalan üretmeniz durumu değiştirmeye yetmiyor bir türlü.

Çünkü bir “tabula rasa” olarak beyindeki yazarlık levhanızın doğal süreçte işlenmiş, geliştirilmiş olması bekleniyor. “Doğal yol” sözünden bu anlaşılmalı. Kumbara doldururcasına tek tek biriktirilenler yazarlık için yeterli değil. Yazarlık doğal bir sürece yayılmış birikime yaslanıyor.

Ne yaparsanız yapın ama bunu, doğal yoldan içselleştirmeyi başarmış olun. Bilincine varılmış olarak, kavranılmış içsel yolculuk bağlamında sürdürülmeli bu. Yoksa her sanatın nasıl ki zanaat yanı varsa, yazarlığın da “meslek edindirme kursları”na benzer biçimde öğretilebilen yanı var.

Siz o niyetle yola çıksanız bile yine de öğrenilen işin, yazarlık olacağını düşünmeyin derim size. Bu işi ancak kendinize ait kıldığınızda yazarlığın kapısından içeri adım attığınızı düşünebilirsiniz.

Yaşınız, diliniz, kültürünüz, cinsiyetiniz şu bu hiç önemli değil. Bu doğrultuda canınız çektiğinde, paşa gönlünüz istediğinde yazar olmaya karar verebilir, uygulamaya geçebilirsiniz. Ancak yazarlık için neler gerekiyorsa bütün bunları bir yolla o kişiye tıkış tıkış verip sonrasında kendisinden yazarlık beklemenin doğru olamayacağını söylemeye çalışıyorum, o kadar.

Derli toplu yazma hüneri kazanmakla yazarlık aynı şey değil de ondan.

O halde neyi yapmazsanız yazar olamazsınız sorusunun yanıtı da bu tümcede gizli diyebiliriz.

Yazarlıkta bunu içselleştirmez, bu konuda liyakat göstermez, yazma hüneri kazanmış olmanın ötesine geçmezseniz yazar olamazsınız!

Buna göre yazarlık, şıpın işi öğrenilip göz açıp kapayana dek de usta havası atılmasına göz yuman bir uğraş değil!

Üstelik yazarlığın zanaat yanından bu sanata gelemedik bile daha.