SAYFA YAZISI M.S.Aslankara; YAZINSAL KÖRELMEDEN BİLENMEYE…

YAZINSAL KÖRELMEDEN BİLENMEYE…

M.Sadık Aslankara
(7.4.2022 YAZISIDIR.)

“Körelme”, “bilenme” birbirine zıt iki olgu.

Ama ne denli bilenirse bilensin her körelmenin ille açılacağı umulmamalı. Öyle ya, bir “körleşme” yaşandığında, daha doğrusu artık körleşmiş biri için bilenmenin herhangi umar oluşturması olası mı?

Edebiyatta bunların sorunsal boyutunda ele alınıp yazınsal temelde işlendiği de göz önüne getirilebilir. Bir örneklem olsun diye sözgelimi Canetti’nin Körleşme, Saramago’nun Körlük adlı yapıtlarını şuracıkta anımsayıp geçebiliriz.

İnsanoğlu, doğumuyla birlikte ölümlülüğüne koşut aynı zamanda süreğen bir körelme de yaşıyor. O zaman doğumuyla birlikte olağan hallerde açık, sağlıklı bir beyne sahip her insanın, yaşamı boyunca hep bir körelme yaşayacağı, ancak beyinsel etkinliğiyle, onun sağlayacağı bileylenmeyle denge kurabileceği çok açık. Yeter ki demans vb. hastalıklar yakasına yapışmasın insanın.

Bunun önlenebilmesi için hemen ilk ağızda, alışkanlıklardan uzak durmak, kestirimciliğe sırt çevirerek uzak, bilinmeyen yollar arayıp bulmak, süreğen bir değişkenlik peşinden gitmek gerektiği gibisinden yaklaşımlar öngörülebilir.

Yine de bunlar, insanın yaşama anlayışıyla, biçimiyle pek örtüşmez. Çünkü insan kolaycıdır, rahatına düşkündür, en az zahmetle en çoğuna sahip olmak isteyen çıkarcı bir kafa yapısı taşır.

George Simenon, dünyada en çok roman yayımlayanlar arasında ilk sırada anılan bir yazardı. Yüzlerce roman yayımladıktan sonra günün birinde roman yazmayı bıraktığını açıklayıverdi.

Yazarlığı, fabrika üretimi benzeri seri halde ürün çıkarmak, özce-biçemce birbirinin benzeri yapıtlarla bunu sürdürmek, bir yazım alışkanlığı bağlamında alınabilir öyleyse. Önemli olan sayıca az da olsa birbirinden özce-biçemce ayrı, alışkanlıklara sığınmayan, sıra dışı yapıtlar ortaya koyabilmekte yatıyor demek ki yazınsal körelmeye düşmemek için.

Gözünüzü kısıp da kabaca, genellemeyle baktığınızda Dostoyevski’nin de Kafka’nın da aslında tek bir yapıt ürettiklerini düşünebilirsiniz basbayağı. Ne var ki onların ürettiği bu tek yapıt, dünya edebiyatına özgün doğum halinde katılmıştır, işin can alıcı yanı burada yakalanabilir.

Tekdüzeliği, alışkanlığı, sıra içi yaklaşımı aşmanın dolaysız kestirme yolu olarak özgünlük arayışı çıkıyor karşımıza. Memet Fuat’ın deyişiyle “avcılık” değil, “arayış” olmalı özgünlüğün yakalanmasında doğru yol. Bunun biricik yöntemi de yukarıda beynin körelmesine neden olan ne kadar olumsuzluk sıralandıysa bunları terk etmekten geçse gerek.

Sait Faik de özgün olmakla birlikte tek bir öykü yazmıştır birbiriyle özdeşik, “Alemdağda Var Bir Yılan”, verimlediği ikinci öyküdür onun.

Yazınsal körelme olgusuna yaklaşırken, bu ayrımı da dikkate almak zorundayız, yoksa kimi yazarların birbiriyle özdeşik görüntü veren özgün yapıtları, kendilerini yinelemesi, alışkanlıkları gibi de alınabilir.

Şekspiryen tutumla, dünya edebiyatına eğer özgün bir doğum kazandırabiliyorsanız bu yönde yapıtlar verimleyebilirsiniz, bu bir körelme olmayacaktır. Ama siz, böyle bir doğum da gerçekleştirmemişken Simenonvari tutumla seri yapıt üretimine geçerseniz, “fabrika” eğretilemesinin üzerine yapışacağını unutmayın.

Önemli olan sanatta çok sayıda yapıt üretmek değil, sanatsal yolculuğu özgün üretimle sürdürmek, hep bilenik bir yazar olarak dimdik ayakta kalmak hiç kuşkusuz.

Ancak yaşayan insan için, körelme kaçınılmaz, yazar için de geçerli bu. O halde sorun, bir yazarın, doğal olarak yaşayabileceği bu körelmeye karşı çözüm üretebilmesinde yatıyor. Bu amaçla kendisini, her seferinde yeni bir yazar olarak sunabilmek, kabul ettirebilmek için biricik güvenci, kendi türbini olarak beyni.

Açık beyin, kendi çalışma yöntemine de asla dogmatik bakışla yaklaşmaz, çünkü her dem kendini eleştirmeye açık bir beyindir bu. Yazarı bileyecek olan, onu ileriye taşıyacak güce sahip beyin, işte bu beyindir, unutmamak gerekiyor.

O halde körelmemek için bir yazarın yapması gereken ilk iş, kendisini her an bilenmeye açık beyin olarak hep hazırda tutmak yani sürekli kendini bilemek.

Yazarlık, körelmeye karşı bir bilenme eylemidir aynı zamanda!

Yeter ki körelme, yazınsal ihanetle ortaya çıkmış olmasın, bu konuyu da haftaya bırakalım.