SAYFA YAZISI; ‘YAZAR YAZARI OKUMUYOR’ MU..

“YAZAR YAZARI OKUMUYOR” MU…

M.Sadık Aslankara
(22.02.2024 YAZISIDIR.)

Geçtiğimiz pazar günü (18 Şubat) Cumhuriyet’le İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğinde Tünel’deki Metro Han’da yazar arkadaşlarım Zeynep Aliye, Feridun Andaç ikilisiyle katıldığımız söyleşide, kendi payıma öykücülüğümüzle sınırlı tuttuğum konuşmama başlarken, merak ettiğim için sormak gereği duydum katılımcılara:

“Aranızda öykücü var mı?”

Bir hanımefendiyle beyefendi eliyle işaret verdi. O anda sormadım adlarını, söyleşi sona erdiğinde tanışırdık nasılsa kaçınılamaz biçimde. Nitekim öyle oldu,  Daha önceden tanımadığım ancak adlarını bildiğim iki yazarımızla böylece tanıştım, yazarlıklarına değgin belirgin bir karşılık bulamasam da belleğimde.

Belgin Bıyıkoğlu’nu bir seçkideki öyküsünden, adının yayılmasını sağlayan romanından ötürü anımsıyordum, bilgim bununla sınırlıydı.

Cafer Hergünsel’i de okumuştum ya belleğimi toplayıp okumalarımla eşleyemiyordum bir türlü.

Üç kitabını imzalamış, bunları söyleşi sonunda bir dal çiçek misali bıraktı kucağıma. Üçü de Artshop yayını üç öykü demeti: Benim Güzel İnsanlarım (2019), Yıldız Sineması Destanı (2020), sonuncusuysa öykümsü anılar daha çok: Emirgân’ın Muhteşem Kadınları (2023).

Yaşamöyküsüne göre öyküleri dışında yüksek lisans tezi olarak hazırlayıp sonradan yayımladığı bir de araştırma yapıtı var Cafer’in: 1940’larda Yükselen Nazizm’in Türk Edebiyatına Etkileri.

Cafer Hergünsel, söyleşi sonunda karşılıklı görüş alışverişine geçildiği aşamada, “Yazar yazarı okumuyor,” deyiverince bir anda, sırtım ürpermişti doğrusu, sonradan kitaplarını karıştırıp taraklarken, “Emirgân’ın Muhteşem Kadınları” başlıklı yazısındaki satırları, yazarın şikayetini daha belirgin hale getiriyordu:

“İnsanlar takdir duygusundan uzak, başarıları gizlemekte mahir ve kurnazdır, kıskançlık had safhadadır. Birbirimizin kuyusunu kazarız, yakınlarımızın başarısını küçümseriz, yok sayarız. Kibir ve ego tavan yapmıştır.” (7)

Böyle olunca, Cafer’in dillendirmesiyle yazarlar, yalnızca kendi yazdıklarını okuyor demektir bir bakıma. Benim böylesi yazarlardan olmadığımı, bırakın öykü-roman kurmacalarımı okuyanların, yazılarıma şöyle üstünkörü göz atanların bile bunun ayırdına varmamaları olanaksız.

Hoş, okuyan bir yazar olduğumu bilmiyorsa zaten, okudukları üzerine kalem oynatan biri anlamında adımdan bile haberinin olmadığı, olamayacağı açık o zaman kişinin.

Nitekim iki hafta önce kaleme aldığım “Sayfa Yazısı”nda şöyle yazmıştım rastlantyla:

“Hâlâ okuyorum, hep okuyacağım, yazacağım, yaşamım boyunca.

“Ama gönül rahatlığıyla kesinleyebilirim, kitabını okuduğum nice ‘yazar’, bu yazımı da okumayacak, bense onlardan gelen kitapları okuyacağım yine, okuma sırama alacağım her zamanki gibi.

“Çünkü ben okuduğum için yazarım, öğreneceğim çok şey olduğu için, bunları hep beklediğim, sürekli okuma açlığı yaşadığım, ne denli okursam okuyayım,  okumaya hep aç kaldığım için yazarım.”

Kendi payıma ben yine de okuyan bir yazar olduğumu göstereyim, sözüm yerini bulsun, diye düşündüm, aldım Cafer’in kitaplarını, geçtim masama, okumaya koyuldum. 

Sevgi dolu, Oktay Akbal havasında, küçük harflerle içlenip dertlenerek biraz şikâyet ediyormuş görünse de dünyayla barışık bir yazarın anlatısıyla karşılaşıyoruz bu öyküleri okurken.

Deneyimleriyle anlatısını bileylemiş, kurduğu bu sıcacık anlatı evreni üzerine geçmiş yaşantısını, geçmişte kalan konumuyla düş-gerçek mekân bağlamında anarak ya da bunları yeniden bir kez daha yerleştirerek getiriyor her seferinde öykülerini karşımıza.

Evet geleneksel bir öykülemenin yazarı Cafer Hergünsel, öyle ki yaşamını kendi yazın anlayışı doğrultusunda metnini bir soyutlayım, dönüştürüm hendesesinden geçirip kurduğu apaçık görülebiliyor. Buna iyimser bakışa dayalı, barışık bir duygudaşlık eşliğinde coşku, heyecan katarak okurun önüne getirdiği için büyük okuma kolaylığı sunmakla kalmıyor, bu yönde kışkırtıyor da onu.

“Benim Güzel İnsanlarım” deyişi bile bu öykülerin olgusal temellerini ele vermeye yetiyor. Ancak gerek bu adı taşıyan öykü gerekse kitaptaki kimi öyküler, örneğin “Doktor Reşit’i Kim Öldürdü”, yazarın kendi biçemi temelinde öykü kalıbına eksiksiz oturttuğu ilginç örnekler.

Bir tutumu daha dikkatimi çekti Cafer’in; bir yanı halk hikâyeciliğiyle kol kola girerken, öykülerinin düşünsel zeminine dönük emeği, çabası. Yani halk yazarlığı yaparken bunu halkın dümen suyuna gitmek bağlamında değil, onlarla bir değere ulaşıp paylaşmak temelinde algıladığını yansıtıyor bize. 

“Yazar yazarı okumuyor,” demişti ya Cafer, doğru söylüyor.

Herkesin birbirini itekleyip ille görünür olmak için çabaladığı bir çağda yaşıyoruz ne yazık ki. Böyle bir çağdan içeri adım attırdılar dünyaya. Nitekim “olmak” eylemi, “ermek” yerine “ezmek”, “ille de kazanmak” bağlamında kilit bir kavrama dönmüş oldu süreç içinde.

Yine de sevecenliğini, bununla bütünleştirdiği iyimser bakışını, daha işin başında metni kurarken taşırdığı yazar heyecanıyla coşkusunu hatta okurun bunlara ekleyebileceği yazar gülümseyişini hep koruyan bir yazar Cafer Hergünsel.

Okuduğunuzda Cafer’in öykülerinde sizin de gözleyecekleriniz hep bunlar olacak, kendi iç yaralarınızı saracaksınız bu okumalarınızla.